27 Ağustos 2013 Salı

Kum Taneleri

Bazen derin düşünüyorum; insan adaya ilk ayak bastığında ne hissetti acaba? "Of çok sıcak!" mı dedi yoksa "Aman ya her tarafım kum oldu!" diye yanındakilere serzendi mi? Belki de "Ay bata çıka atamadım bi adım!" demiştir, "yoksa almış yürümüştüm çoktan..." O sırada "İyidir şekerim negatif enerjini alır" diye akıl vermiş olabilir biri. Hatta "Kumda koşmak kadar kalori yaktıran bi spor yok, bak bütün aksiyon filmlerinde aynı kondisyon sahnesi..." diye de eklemiştir üzerine. Kumdan kale yapmak ilk kimin aklına gelmiştir ki, illa yıkılacağını hiç düşünemedi mi?! Kim bilir, tahtalardan ve sazlardan yerleşke kurmayı akıl edene afilli bir mimarlık ödülü bile vermişlerdir zamanında... Sonrasında betondan yollar ilerlediğinde ve gökdelenler yükseldiğinde her bir kum tanesinin bu kadar değerli olacağı kimin aklına gelirdi ki?


Post Arkası:
Şehir yaşamının bezdirdiği birey konulu postlara devam...

Merak edenlere;
T-shirt (elbise olarak): Machka / Bikini: Agent Provacateur

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Kayıkçı

Bir hayalin içinde yaşamaktansa kabusa uyanmayı tercih ederim dedim geçen gün; klimanın yapay serinliği bitip de sabah gözümü İstanbul'un sıcağına açınca. Parmak arası terliklerle mutlu olunan bir yerlere gidiyorum ben. Makyaj malzemelerimi evde bırakıyorum, saatleri yasaklıyorum, çiçek çocuk çantamı koluma takıyorum ve fış fış kayıkçı denizlere açılıyorum. Öyle de bir zaman vardı; bi' şort bi' t-shirt geçerdi yaz tatilleri, hayat komplike olmaktan çok uzaktı, tek sorumluluk akşam ezanında evde olmaktı. Sebepsiz yere gülebildiğim, düşüp de ağladığımda birinin sadece elini uzattığı ve soru sormadığı dünyayı özlemişim meğerse ben.



Post Arkası:
Neslihan içindi.
O değil de nem fena ama...

Merak edenlere;
T-shirt: Beymen Club / Şort: Marc by Marc Jacobs / Çanta: Cath Kidston / Terlikler: Havaianas / Kolye: Dior / Gözlükler: Ray-Ban

9 Ağustos 2013 Cuma

Truvalı

Ayağında parti ayakkabılarıyla boş bir tarlanın önünde dikilen bir kadından daha hüzünlü olan şey; rüzgarda savrulan saçlarına hakim olamayan kadındır. Ağaç bile o kadar yaprağa daha iyi sahip çıkarken rüzgar karşısında iki tel saçın birbirine girmesine engel olamamak bildiğin hazin valla şekerim... Kapıdan çıkarken rüzgarla dans eden bir Helen olarak hayal etmiştim aslında kendimi, kapının orda ayna bulunmamasının da bunda rolü var tabii. Ama gerçekler ne altın rengi saç genleri veriyor insana, ki bizim ailenin tüm kadınları her nasılsa doğalından sarışın, ne de Orlanda Bloom'un oynadığı bir Paris'i çıkarıyor insanın karşısına. Zaten Paris'in Achilleus'i topuklarından vurmasından belliydi o hikayenin ucuz mafya senaryosuna döneceği. Sonra çirkin Menelous'a kalırsın işte böyle; en azından güvenilir adam diyip oturacaktın. Hazin işte...

Post Arkası:
Serbest çağrışımın insanı nereye götüreceği hiç belli olmaz; beni yarın itibariyle Ege'ye götürüyor.

Merak edenlere;
Elbise: Machka / Ayakkabılar: Pedro Garcia / Çanta: Vakko / Kolye: Beymen

4 Ağustos 2013 Pazar

Nadasta

Ben cildimi nadasa bıraktım; baktım güneşe, kuma bırakamıyorum bari nadasa bırakayım dedim. Nadasta şişen göz altı torbalarının en yakın arkadaşı da siyah güneş gözlüğü olur. Ayrıca insan kendisine o gözlüklerin arkasından bakınca Eda Taşpınar bronzluğunda görüyor kendini. Bir taşla kendini kandıran birkaç kuş birden... Sonrasında güzellik editörlerinin "flirty" olarak tabir ettikleri renkte bir ruj sürüyorsun; tam Hollywood styla. Rujun o kategoride bir geri dönüşü oluyor mu diye sorarsanız, valla ben hiç rastlamadım. Yapılan araştırmalar o departmanda başka taktiklerin işe yaradığını gösteriyor, bir gün uzun uzun anlatırım. Ama gel gelelim terzi ruhlu olduğumdan kendi söküklerimi dikemiyorum. 

Post Arkası;

Merak edenlere;
Bluz: Sandro / Şort: Topshop / Ayakkabı: Beymen Club / Çanta: Anneannemin / Gözlükler: Chanel
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...