28 Aralık 2012 Cuma

Brown Eyed Girl

Hayalperest olduğum doğrudur. Küçükken de böyleydi, büyüyünce de pek değişmedi. Fazla gerçek, can sıkıcılıkla sonuçlandığından olsa gerek; havayı, suyu ve normali başka türlü düşünesim geliyor, engel olamıyorum. Gökyüzünde gri bulutlar yerine çiçekler görmek istiyorum, fena mı olurdu yani? Bazı sabahlar uyandığımda (yaşımdan başımdan utanmadan) kendimi prenses zannediyorum, dolayısıyla kabarık eteklere ve tüllere bürünüp çıkıyorum sokağa. Hatta Van Morrison'un Brown Eyed Girl şarkısını hususi olarak şahsıma söylediğini düşünüyorum; dünya üzerinde hiç bulunmayan bir göz rengi ya...
Floryashire'da zaman başka türlü akıyor zaten. Bir yerden sonra da her şey gayet olası geliyor insana, ya da bana en azından. Belki yeterince hülyalı bakmayı başarabilirsem hayatı Adile Naşit'in neşeli bir yan karakteri canlandırdığı, hayatın hep bayram olduğu bir Türk filmi setine bile çevirebilirim. Neden olmasın yani?! 
Pembe gözlük isteğe bağlı...
Post Arkası:
Bir de demokratik bir ülkede yaşadığımızı hayal etmek istiyorum bazen; o da güzel oluyor.

Merak edenlere;
Bluz: Cynthia Rowley / Etek: Machka / Ayakkabılar: Pedro Garcia / Kemer: Beymen Club / Çanta: Anneannemin / Kürk şal: Beymen Academia / Takılar: Tiffany&Co bileklik & Banana Republic kolye (bileklik olarak) & yüzük İtalya'dan

23 Aralık 2012 Pazar

Bırak dağınık kalsın...

Haftasonu, bütün kavramların birbirine karıştığı yerdir. Gündüzle geceyi, dinlenceyle eğlenceyi, yazla kışı, toklukla açlığı ayırt edemiyorsam doğru yere gelmişimdir. Yedikçe yiyesin gelir hani, eğlenmekten yatıp uyumayı akıl edemezsin, nihayet uyuduğunda ya gündüz olmuştur, ya da zaten uyandığında güneşin var olduğu o dar aralığı çoktan kaçırmışsındır. Bi' iyimserlikle sıcak zannedersin havayı, kahvaltıda içtiğin çay sıcaktı çünkü... Yazlıkları da kaldırmaya bir türlü kıyamamışsındır ama gerçekler buz gibi soğuktur. Haftasonu kaçınılmaz bir kafa karışıklığı benim için ve evet işleri karıştıran benim bizzat kendi kafam.
Ve ben o kafayla giyinmek zorunda kalıyorum bazen... Çiçekli eteğimin papatyaları bozulmasın diye yazlıklarla beraber ortalıktan kalkmadı hiç. Evde o sıcak çayı içerken giydiğim kazağın üzerindeki kanatlar bir anda anlamlı gelmeye başladı, uçacağım ya! Geçen salı toplantıdan kalma ceket de orada duruyordu. Hatta tek çantaya sığamadım bile... Aradıktan sonra mazeret çok; haftasonuydu, kafam karışıktı, yorgundum, hayat aslında çok düşünmeyince daha rahattı. Ben de bi' yerden sonra bıraktım valla...
Post Arkası:
Evet Canan'cığım benim geleneksel minimal estetiğimin biraz dışında olmuş...

Merak edenlere;
(İşte, asıl bu kısım dağılacak şimdi...)
Ceket: Etro / Etek & Kemer: Topshop / Kazak: Vakkorama / Ayakkabılar: Repetto / Çantalar: Dolce&Gabbana ve Vakko portföy (arkadaşlarımın hediyesi) / Şapka: Network / Şal: Vakko / Takılar: Longines Saat (Tevfik Aydın Saat) & Yüzükler Zoé&Morgan ve annemden & Bileklikler Annem ve Anneannemin

18 Aralık 2012 Salı

Bu sene neler öğrendim... - The 2012 Edition


Tutarlılığa inanırım. Bir sürü şeye inanmam ama tutarlılığa inanırım. Belli ki ben her senenin sonu yaklaştığında şöyle geriye doğru dönüp "n'olmuştu ya?!" diye bi' bakıyorum. Bakınca da insan illa bir şeyler görüyor zaten. Zaten yarın öbür gün kıyamet kopacak, dünyanın sonu gelecek falan diyorlar, bari gördüklerimi internet aleminin bir köşesine iliştireyim de bakarsın ilerde lazım olur.

1. Çocuğum olursa adını Kate koyacağım; kız erkek fark etmez. O isim başarılı oluyor. Bkz. Kate Moss ve Kate (Middleton) the Cambridge Düşesi, bu sene biri kitap diğeri kraliyete çocuk yapmayı başardı. Çocuk yapma trendleriyle ilgili bir öngörüm yok ama kitap çıkarmak moda olur.

2. Moda da çirkinleşebilir, alenen. YSL'nin, pardon Saint Laurent Paris olmuştu o en son, Hedi Slimane'i ve Dior'un Raf Simons'u arasında yaşanan husumet Paris moda haftasına nokta yerine baya ünlem koydu. Olaylar, NY Times moda editörü Cathy Horyn'den zehir zemberek bir YSL defilesi eleştirisi (ki kendisi davetli değildi) ve Hedi Slimane'in PR'cılarına muhtemelen hiç sormadan yayınladığı bir twitter açıklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Sonrasında ne oldu ben de bilmiyorum valla ama önümüzdeki yaz glam-bohem geri dönecek diyorlar. Gerçi Lady Gaga bu olayı çoktan kapatmış da olabilir.

3. Modayı belirleyen ticari kaygılardır, sanat falan hikaye. Balenciga'da Nicolas Ghesquiere'nin yerine Alexander Wang'in getirilmesinin başka bir açıklaması yok. İkincisinin isminin daha kolay okunuyor olması da bir argüman tabii.

4. Tırnak boyama sanatından ve küpeleriyle spor yapan insanlardan Londra Olimpiyatları sorumlu. Bir sonraki gym gezintisinde (evet ben oraya gezmeye gidiyorum) göz önünde bulundurmakta fayda var. Zaten ortalıkta çok fazla insan olunca benim ancak yüz kaslarım çalışıyor. Ama her bir tırnağımı birer kiloluk ağırlıklara boyayarak motivasyonumu arttırmayı düşünüyorum.

5. Lana Del Rey'in albümü kulağımda hoş bir seda, Mulberry çantasıysa aklımda takılı kaldı.

6. Ekselansları Anna Wintour ABD'nin İngiltere Büyükelçisi olursa, ben de adaylığımı Floryashire muhtarlığına koyacağım; üstelik benim siyaset okumuşluğum bile var. Önümüzdeki yerel seçimler ne zamandı?

7. Sağ bacak önemlidir. Sol ayak bileğini burkmuş biri olarak da söyleyebilirim ki, konunun Angelina'yla kesinlikle hiçbir ilgisi yok, sağ bacak önemlidir.

8. Grinin 50 Tonu, biraz daha koyusu, kravat bağlama sanatı... Finans sektöründe çalışan erkeklerin modası bi' geçmedi gitti!

9. iPhone 5'in satışları 2013'te de devam edecekmiş; paniğe gerek yok. Zaten ben janjanlı kılıfını almadan telefonu hiç almam. 

10. Eurovision, zaten bir hayaldi de artık hepten yalan oldu. 

11. Hadise sonunda zayıfladı, online alışveriş sitelerinde patlama yaşandı (fırsat-sever bir milletiz), Şirince is the new It mekan ve Murat Boz acaba yeni bir Tarkan mı oldu? Kovboy/çingene kılığı ve şıngırdaklarıyla çölde ayaklarını tozuta tozuta klip çekmediği sürece benim açımdan bir problem yok.
Peki 2013'te ne giyilir diye soracak olursanız; yürünebilir ayakkabılar, diyafram bölgesini açıkta bırakan kıyafetler (sayıyorum: altı, pack olarak), uzak doğu esintileri (made in China değil, lütfen), İskoç prensesler, çizgisel illüzyonlar, dama tahtası ve Ivana Sert'in giymediği herhangi bir şey. Naçizane fikrim... 
O halde, Anna Wintour'un nazik alkışları hepimiz için gelsin!
Post Arkası:
Fotoğraflar: Grazia Daily, The Daily Telegraph, Google

14 Aralık 2012 Cuma

Bir İtiraf

İtiraflar her zaman parıltılıdır. Daha ilk konuşulmaya başladığı andan itibaren yaldızlı bir hediye paketinde gelir çünkü (sakin olun nişanlanmadım). Merak uyandırıcıdır ve sonunda bir duygu patlaması yaşanacağı neredeyse kesindir; ya kahkaha ya da sele dönen gözyaşı şeklinde. Benim itiraflarım mesela genelde zannettiğim kadar çok bilmediğimi kabullenmem üzerinedir, ki burnu benimki kadar büyük olanlar insanlar için gerçekten hazin bir durum.
Misal; ben çok uzun bir süre, yani 12 yaşımdan 23'üme kadar falan nerden baksan 10 sene, annemin zevklerinden çok ötesini bildiğimi düşündüm. O kadar ki kendisi şu bluzu aldığında ve uçuşan etekleriyle giydiğinde "ooo disco topu!" dedim; utanmadan. Aradan yıllar geçti ve bir akşam dışarı çıkarken parlak bir şeyler giymeye karar verdim. Annem de güzel güzel çıkardı bunu ortalığa, "İstemez miydin diye?" Sonra da ben bütün akşam teşekkür edip durdum arkadaşlarımın tepkileri üzerine. İtiraf ediyorum; evet o da annemindi, beğeni toplamış diğer pek çok şeyim gibi...
Evet itiraf ediyorum, bu kadın benden daha çok biliyor.

Post Arkası:
Hayır ağlamıyorum.

Merak edenlere;
Bluz: Vakkorama (Annemin) / Etek: D&G / Mont: Beymen Academia / Çanta: Anneannemin / Ayakkabılar: Giuseppe Zanotti / Takılar: İnci küpeler annemin hediyesi & Longines Saat (Tevfik Aydın Saat) & Yüzükler Follie Follie ve Topshop

7 Aralık 2012 Cuma

Karanlık

Bazı sabahlar karanlıkta giyiniyorum. Güneş henüz doğmamış oluyor, yapay ışık gözlerimi acıtıyor ve dolabın içi son bıraktığım halinden daha karmaşık ve hatta çapraşık görünüyor. Evet bazı sabahlar gerçekten karanlıkta giyiniyorum. Bi' shot daha hadi hooop! Espresso canım, tabii espresso, en sertinden... Dünden bir önce giydiğim etek, heh buraya atmışım. Aaaa böyle bir ceketim varmış benim, sıcak tutuyor muydu ki ya bu? Aynı renk mi bunlar? Aynı aynı, benziyor yani. Şapkasız çıkmam abi! Kafam üşüyor sonra. Nereye ya, daha erkendi?! Haadiiii bi tane daha! Kahve, kahve...
Oooo desenleri de varmış...

Post Arkası:

Merak edenlere;
Ceket: Vakkorama / Etek: Marc by Marc Jacobs / Kazak: Annemin / Çanta: Gerard Darel / Ayakkabılar: Chloé / Şapka: Network / Bileklikler: Vakkorama, Pilgrim, Banana Republic, Annem ve Anneannemin.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Büyük Mesele

Küçükken annemin çoraplarına özenirdim hep; diğer pek çok şeyin yanında tabii. Ama çorabın yeri bir başkaydı. İnce çorapta böyle büyüklere ait bir hava var. Büyüklerin giydiklerinin minyatür versiyonları iyi kötü bulunurdu yani, etekse etek, elbiseyse elbise hatta gömlek. Ama ince çorap; işte onun küçültülmüşü yok... Çok istersen, hatta istemesen de, uzun çorabın modeli kırmızı -hadi belki beyaz, kirletemeyeceğin bir yere gidiliyorsa-, kalın -takla üzeri şpagat açsan kaçıramazsın- ve yün -ki bi' de sıcak tutsun canım. 
Evet, muz çorabın icadından da önceydi. Zaten sıra onun muzuna, kırçıllısına, bilmem hangi çeşidine gelene kadar çorap klasmanından bizim yerimiz çoktan belli olmuştu. İstediğin kadar özen annene, yazın bir örnek terliklerinle anne-kız dayanışması modelinde takıl kış gelip de şehre dönülünce arandaki fark yine uçurum oluverir bir anda. Topuklu ayakkabıya zaten heves bile edemezsin o noktada, bazı şeyler o kadar uzağında yani. 
Sonradan anlıyor ama insan o kadar da matah bir şey değil aslında. Neden her iki günde bir masum bir tırnağa takılıp boydan boya kaçar ki o şey? İsviçreli biliminsanlarını (sadece adamlar bu sorunsalın boyutlarını kavrayamazlar çünkü, insanlık topluca gelsin) göreve çağırıyorum. Ya kışa ya da kaçan çoraplara bir çözüm bulsunlar.

Post Arkası:
Çözüm konusunda ciddiyim.

Merak edenlere;
Kazak: Beymen Club / Gömlek: Vakko C-line / Şort: Rebecca Taylor / Çanta: Chloé / Ayakkabı: Aldo / Yüzükler: Yargıcı & Zoé&Morgan & annemden
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...