25 Ekim 2012 Perşembe

Bir Çift

Ne derler bilirsiniz, en güzel şeyler çiftler halinde gelir; bir çift küpe, bir çift kanat, bir çift ayakkabı, bir çift çikolata - öyle bir şey yoktu galiba, bir çift laf -bu da her zaman iyi sonlanmıyordu sanırım... Tamam tamam panik yok, bu hafta elimizde iyisinden bir çift bayram var, millisi dinisi kutla kutla bitmez! 
Hazır başlamışken bir çift kot ve bir çift altın parıltısı da fena gitmiyor sanki... Evet kotla kot giyilmez diye de ben konuşmuştum zamanında ama şimdi gerek yok geçmişin üzerinden tekrar geçmeye. Oje dediğin o, çift kat sürülünce makbul olan! Ben mazinin üzerine mümkünse çifte kavrulmuşundan lokum alayım. Kahveyle beraber geliyordu değil mi? Yoksa tam tersi miydi?! Neyse, fonda da İki Çift Laf çalsın madem söz eskilerden açıldı...
Herkese mutlu mutlu bayramlar!
Ama bir çift çift almayayım ben lütfen, o toplulukta 5. kişi olmak cidden zor oluyor. 

Post Arkası:
Bu bayram oy isterim, çift kat mutlu olurum vallahi!
HKY, Bumerang En Tarz Blog Ödülü adayı. Oy vermek için şurdan buyrun...

Merak edenlere;
Ceket: Acquaverde / Gömlek: Vakko C-line / Etek: Zara / Çanta: Anya Hindmarch / Ayakkabılar: Pedro Garcia / Takılar: Zoé&Mogan Küpeler & Longines saat (Tevfik Aydın Saat) & Bileklikler Banana Republic, Swarovski, annem ve anneannemden. 

22 Ekim 2012 Pazartesi

Örümcek Ağları

Çok ama çok kötü olduğum bir konu var (birkaç tane de olabilir emin değilim); dokümantasyon, özellikle de kişisel olanı. Hani çektiğimiz resimleri, yazdığımız makaleleri (yok köşe yazarlığından değil, öğrencilikten kalma olanları) falan dosyalarız ya, işte benim bilgisayarımda öyle bi' oluşum yok; tamamı my documents ve downloads dosyalarının altında bireysel olarak takılıyor. Zaten çantasını bile adamakıllı yerleştiremeyen bir insanın bilmem kaç GB büyüklüğündeki bir hafızada düzen sağlaması biraz zor, kabullenmek lazım.  İşin kötü tarafı (çünkü buraya kadar her şey şahane yolundaydı) ben bu durumu ancak bilgisayar tekaüt sandığı kıvamına geldiğinde fark edebiliyorum. Evet benim sevgili küçük elmacığım yenisiyle değiştirilme aşamasında... Dolayısıyla şu gördüğünüz kılık, örümcek ağlarının bağladığı arşivden ancak çıkabildi. 
Biraz daha unutsaymışım, böyle şeyler giymek için hepten manasız bir mevsimde konuya açıklama üretmeye uğraşacakmışım; yok efendim klasik-sportif kombini yapıyorum da, yazı kışa bağlayacağım da, hem zaten siyah-beyaz-kırmızı üçlemesinin modası asla geçmez, inanmıyorsanız Prada'ya bakın falan filan... Gerçi bu ağlar bağlar da fena olmadı sanki... 

Post Arkası:
Sanıyorum böylece son dönemki devamsızlığıma da iyi bir neden göstermiş oluyorum.

Merak Edenlere;
Bluz: Isabel Marant Etoile / Etek: Beymen Club / Çanta: Anneannemin / Ayakkabı: Guiseppe Zanotti / Takılar: Agatha Küpeler & Yüzükler Banana Republic, Yargıcı, Zoé&Morgan ve annemden.

11 Ekim 2012 Perşembe

Süper Kadın

Açık konuşacağım, süper-kadınlara özenirim; herhalde kendim onlardan biri asla olamayacağım için. Adı üzerinde süperdir; mükemmel giyinir, lezzetli yemekler ve şahane kariyer yapar, bütün bir günü topuklu ayakkabılarının üzerinde acı çekmeden (ya da en azından bunu belli etmeden) geçirebilir, evleneceği zaman harika bir düğün düzenler ve ileride de muhtemelen vatana millete ve kendine hayırlı çocuklar yetiştirir. Hatta omleti havada çevirir, profiterol yapmayı 1 saatte bitirir, biz 62 yazmaya çalışırken kendisi tavşanı şapkadan çıkarır. Elbiselerinde hiç kıl tüy birikmez, keten elbisesi kırışmaz, ayakkabısının topuğu taşların arasına girmez, asla fazla kilo almaz ya da vermez, ojesi bozulmaz, makyajı akmaz. 
Dolayısıyla kadın olsam da süper olamayacağımı 3. omlet denememin (keza krep için aynı şey geçerli) mutfak tezgahına akordeon şeklinde kapaklandığını ve değil keten, herhangi kumaşları kırıştırmadan oturamayacağımı görünce anladım. Bu durumu kabulleniş kısmım ise tartıyı evden topluca uzaklaştırmam (en son kendisini bir çöp kamyonunun arkasında seyahat ederken gördük), bol pantolonların üzerine oran-orantı hesabı yapmadan kazağı çekmem ve birkaç fazla mesai ve alkolün ardından "çocuk da kariyer de boş işler şekerim insan kendi için yaşamalı!" literatürünün dibine vurmam ile doruk noktasına ulaştı.
Süper-kadın bence şu anda laboratuvar koşullarındaki toplumda ya da ideal dünyanın bir köşesinde örgü örerken kitap okuyor. Hatta belki de ofiste dünyayı kurtardıktan sonra defile izlemeye bile gidebiliyordur. Bense çantamın içinde muhtemelen yanıma almayı unuttuğum anahtarlarımı arıyorum. Neyse, zaten yemeği dışarıda yiyecektik.

Post Arkası:
Çok iş, çok fazla iş...

Merak edenlere;
Kazak & Pantolon & Kemer: Beymen Club (bunu yazmak baya pratik oldu) / Ayakkabılar (pek görünmese de): Giuseppe Zanotti / Takılar: Topshop Yüzük & Chanel Gözlük & Longines Saat (Tevfik Aydın Saat) & Banana Republic Bileklik & Kolyeler Tiffany&Co ve İtalya'dan

7 Ekim 2012 Pazar

Sevgili Günlük

Yapraklar, posta kutuları falan derken İstanbul sarı oldu şu sıralar; zannedersin Louis Vuitton 2013 yaz defilesinde yürüyoruz. Evet, bu son konuşan benim hayalgücümdü, ikimiz de biliyoruz ki kendisi pek sınır bilmez. Mesela 10 yaşlarında bir filmde görüp de yazmaya heves ettiğim günlükten asla tanışmadığım karakterler, daha önce gitmediğim yerler ve hiç keşfetmediğim aile sırları çıktı. Hala bulabilmiş değilim; ailemin esasen İngiliz aristokrat soyundan geldiğini, kendimin de kayıp bir düşes olduğumu düşünmeme yol açan şey acaba neydi? Floryashire'daki aile yadigarı malikaneye henüz taşınmamıştık, Downton Abbey daha başlamamıştı ve Pamuk Prenses "bir zamanlar" formatında gerçek dünyaya benzeyen bir yere transfer olmamıştı. Ben yine de asıl evreni farklı bir yerde ve zamanda unutulmuş, kaçak/kayıp bir prenses rolünü üstlenmeyi tercih etmiştim. Ah şekerim bir bilsen, her gece saçlarını kendin fırçalamak, üstünü başını bizzat kendin düzeltmek zorunda kalmak ne denli zor bir şeymiş!
Bir süre sonra, sanıyorum yazdıklarımın gerçeğe dönüşmediğini ve fırçanın dalgalı saçlarda elektriklenme etkisi yarattığını fark ettiğimden, günlük tutmayı bir kenara bıraktım ve onun yerine dizi izlemeye başladım, birileri benim yerime düşünüyormuş nasılsa... Hem zaten taraktı, fırçaydı uğraşmak yerine toplamak daha pratik.
Post Arkası:

Merak edenlere;
Hırka: Babamın / T-Shirt: Beymen Club / Şort: Topshop / Ayakkabı: Zara / Çanta: Dolce&Gabbana / Takılar: Ray Ban Gözlük & Longines Saat (Tevfik Aydın Saat) & Annemin kolyesi & Bileklikler Banana Republic, Annem, Anneannem ve Italya'dan.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Monoda Hayat

Bazı şeyleri neden öyle sevdiğimi, hatta bazen en başta neden sevdiğimi kestiremiyorum. Bir süredir bloga bakan arkadaşlarımız mesela fark etmiştir; kıyafetlerde desen karıştıramıyorum ben, hiç o temaya girmedik farkındaysanız, renk ve desenleri tekdüze seviyorum. Bi' de Floryashire'da favori duvarlarım var benim, önlerinden geçerken bir sağdan bir de soldan bakışlar fırlatırım illa. Yok yani yoldan geçerken acaba neden fotoğrafı çekilecek daha güzel bir yer bulamadığımı merak eden halkıma da anlatamıyorum argümanımı: "Güzel aslında yani burası, eskiymiş, 100 senelikmiş falan..."
Hatta bazen neden sanki renk diye siyahın çeşitli tonlarını birbiriyle kombinlemeyi sevdiğimi bilmiyorum; giyecek başka bir şey bulamayınca elimin neden hep aynı eteğe gittiğini de (kendisi blogda 4. appearence'ını yapıyor)... O ojeyi süreceksem o hafta, gözlerimin üstü de illa o renk olacak, bütün hafta gerekirse çantamda bir kutu makyaj malzemesiyle gezerim. Sabah geç kalacağımı bile bile kahvaltının o son yudumunu geride bırakıp da gitmemem, ya da mesainin çektikçe uzayacağını görmeme rağmen sabah ofise gelince bambaşka işlerle uğraşmamla aynı şey aslında. Hep aynı plağı, hep aynı bozuk seste dinlemek gibi... Hayır efendim o plak değil HD, stereo yayına bile geçmeyecek! 

Post Arkası:
Evet Life in Mono diye de bir şarkı vardı.

Merak edenlere;
Bluz: Zara / Etek: Vakkorama / Ayakkabılar: Beymen Club / Çanta: Mulberry / Takılar: Longines Saat (Tevfik Aydın Saat) & Küpeler İtalya'dan & Bileklikler Swarovski, Pilgrim, Annem ve Anneannemden

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...