28 Şubat 2012 Salı

Oscarlar'a Giyinir iken...

Bazılarını yağmur alır, bazılarını nostalji, şanslı olan bazılarını da doğru stilistler... Bizi de bir çeşit neşe aldı elbiselere bakar iken. Canan O. zaten bu bölümün kadrolu elemanı... Merih Kepez o gece elbiseleri canlı canlı izlemiş ve beni sabaha karşı twitter'dan bile dürtüklemiş (uykum ağırdır ayrı konu). Sevin Turan'a da dedim duvarıma Akademi beklentileri post etmekle olmaz, kolaysa sen anlat diye. Sonra baktım da kolaymış, insanın böyle arkadaşları olduktan sonra Oscar için bile gönül rahatlığıyla giyinilir valla...


Siyah Giysem;
C.O: Siyah giysem Angelina’ya benzeyip adam çarpmak isterdim! Ama kırmızı halıya çıkmadan ayna karşısında pozumu çalışırdım.
M.K: Elbette Angelina Jolie! Enfes, delicious, stunning! Normalde bu duruşun çok kaba görünmesi gerekirdi ama kadın ne yapsa kaba olamıyor...
S.T: Ama keşke Jolie, @AngiesRightLeg diye dalgacı bir Twitter hesabı açtıracak kadar zorlamasaydı şansını. Ayrıca kadifenin koltuk kumaşı olarak kullanılması gerektiğini düşünüyorum.
Rose Byrne'un elbisesi o kadar parlak ki mucize zayıflama eşofmanları gibi görünüyor.Tek omuz desen ben bile giydim yahu, soooo passé! 
M.K: O arkadaşa söyleyecek tek bir sözüm var: Basitsin!

Manken Olsam;
C.O: Manken olsam münasip bir yerime gül takıp Stacy Keibler gibi görünmek isterdim.
S.T: Stacy Keibler'ın üzerindeki Marchesa, Mahmutpaşa'daki manifaturacılarda mankenlerin üzerine bir top kumaşı dolayarak yapılan çalışmaları andırmasına rağmen bence çok şık.
M.K: İkisi de birbirinden güzel. George'un kız arkadaşı olması ve iddiali renk ve modeli o kadar güzel taşımasından ötürü Stacy avantajlı duruyor. Ama ben Elie Saab diyorum. 1920'lerden bir gelin havası olmuş. Çok güzel!


Beyaz Giysem;
M.K: Bir gün Oscar'a gidersem mutlaka beyaz giyerim. Ama bu asla Shailene'in Valentino'suna benzemez. 
Gwyneth Paltrow'un Tom Ford'u ise kesinlikle törenin en başarılı parçası. 
S.T: 1.80 boy isteyen bu elbiseyi bu kadar zarafetle taşıdığı için Paltrow'a hayranım! Dün geceki şampiyonum...
Shailene Woodley'i geç de, elbise çok kötü, Valentino demişken rüyalarımızın George Valentin'i Jean Dujardin'e ve Uggie'ye selam ederim.
C.O: Gwyneth İngiltere’de yaşamaktan sararıp solmaya başlamış fakat yine de beyazı da pelerini de kotarmış, klas olmuş!


Peplum moda olursa;
S.T: Şimdi peplum moda olabilir de peplum var peplum var. Dawson's Creek'ten beri sevemediğim Williams'ın üzerindeki elbise bence öncelikle "krinkıl", crinkle'ın anne Türkçesindeki hali, ne desem bilemediğim kumaşından kaybediyor. Bir de sanırım ben o boğumun altı kloş geldi mi fena oluyorum. Halbuki Tina Fey'in elbisesi jilet gibi tertemiz.
M.K: Bu iki arkadaşa da yakışmamış. Bence peplum'u açık renkler daha güzel kaldırıyor. 
C.O: Peplum modaysa Michelle gibi kısa saçla ve yaramaz bi edayla giymek lazım.


Boynumu kapatsam;
S.T: Emma Stone'un yakasındaki fiyonk yüzünden klostrofobik oldum yemin ediyorum! Kötü değil ama nefes alabilmek önemli. 
Öte yandan Penelope Ann Miller'ın elbisesi tam bir "safe bet".
M.K: Sağdaki arkadaş bu elbise ve saçı ile ancak lise mezuniyet balosuna gidebilir...
Emma Stone tek kelimeyle kusursuz olmuş. Yaka detayı, çantası, saçı.. Hepsi pekiyi!
C.O: Emma’nınki gibi boyunda kocaman bir kurdeleyi herkes kurtaramayabilir, diğer modeli denemek gerekebilir.

Su yeşili kırmızı halıya yakışır mı?
S.T: Su yeşili çok zor bir renk ama bence kırmızı üzerinde kötü durmuyor. Berenice Bejo'nunkini çok beğendim. The Artist'te 20'leri çok yakıştırmıştım kendisine. Dolayısıyla dün akşam da en azından saçında ya da makyajında ufak bir 20'ler dokunuşu bekliyordum. Maria Menounos sayesinde de hayatımda ilk kez akciğer dekoltesi gördüm.
C.O: Su yeşilinin tonu yanlış seçilirse hafif mide kaldırıcı bir etkisi olabiliyor, sağdakini seçtim gitti!
M.K: Ben bu bölümü veto ediyorum.


Biraz yaşlansam;
M.K: Kesinlikle Meryl Streep'in giydiğini giymem... Altın renginin kötü bir tonu, kumaş rengi kaldırmamış, kemer ile de tamamlayınca ortaya avam bir görüntü çıkmış.
S.T: Sartoryal beğenilerimle sinematografik beğenilerimin birbirine ket vurduğu bir noktadayım şu an. Meryl Streep'in Lanvin'i benim zevkime göre çok "fazla". Ama the Iron Lady'yi yeni izledim; Ana Kraliçe çuval giyse yakışır. 
C.O: Zavallı Glen Close, sürekli Meryl’in gölgesinde. Cekedi güzel olmuş yine de, İngilizlerin dediği gibi ‘age-appropriate’.
S.T: Glenn Close fiziğiyle çıtırlara 10 basar, elbise de renginden kesimine 10 puan zaten.
M.K: Rengi şahsen sevmesem de çok güzel taşımış.


Ya da biraz kilo alsam;
C.O: Biraz kilo alsam Octavia Spencer gibi bel inceltici şekillerden faydalanırdım.
M.K: Elbette uçuş uçuş, bol, salaş birşey giymem. Herhangi bir modacının bunu soldaki arkadaşa söylemesi gerekirdi. Belli ki sağdakine söylemişler. Çok hoş olmuş beyazlar içinde. Renk, model hepsi doğru seçim...
S.T: Melissa McCarthy tombulluğuyla mutlu mesut yaşamayı bildiği için gıptayla baktığım bir insan ama şu an değil.


Klasik olsam;
C.O: Zor bir seçim! Ama klasikse dibine kadar klasik olsun, Cinderella Penelope gibi!
S.T: İdare eder ama Portman standartlarında zayıf bir "Yetmez ama evet" elbisesi.
Penelope Cruz ise Javier Bardem'den dolayı Hollywood'un en nefret ettiğim kadını olabilir. Bir de Pedro Almodovar faktörü var tabii... Lanet olsun, çok güzel!
M.K: Penelope'den de Portman'dan da daha yüksek beklentilerim vardı. Penelope 10 üzerinden 3. Natalie 10 üzerinden 6, o da kolyesi sayesinde...


Risk alsam;
S.T: Paltrow'a şampiyonum dedim ama Chastain'in de ondan aşağı kalmadığını söylemem gerek.
Rooney Mara... Bilemedim, profilden çok iyi, önden biraz falsolu bir görünüm sergiliyor.
M.K: Rooney Mara Black Swan duruşuyla bende sadece rahatsız hisler uyandırdı. 
Ama Jessica'nın saçları ve makyajı o kadar güzel ki onu seçmeliyim. Oryantal bir kaftan havası olan elbisesi gerçekten ilginç ve riskli bir seçim...
C.O: Ah zor bir seçim. Oscar törenine Rooney’in elbisesini, after party’e Jessica’nınkini giysem?! Niye yahu? Ne demek Oscarlarda ne işin var?

Post Arkası:
Evet, kafa karışıklığını üç kişilik paketle beraber veriyoruz. Kuraldır, kimse hemfikir olamaz.

Fotoğraflar: Guardian, LA Times, Who What Wear

25 Şubat 2012 Cumartesi

Gibi Olsa...

Küçükken de olurdu; bazen canım bir şey isterdi ama ne istediğini de tam tespit edemezdim. "Böyle hani şey gibi olsa..." cümlesinin ucunu bulamadığım durum yani... Tuzlu yesem tatlı, evde olsam gezmek, kış olsa yaz olsun isterdim. İşte o vakitlerde babaannem hep canımın aslında dayak istediğini söylerdi; sağolsun çok barışçıl bir kişilikti kendisi. Belki ne istediğimi bulmak için önce ne istemediğimi anlamam lazımdı değil mi? Bazen hala ne istemediğimi söylemeye çalışıyormuşum ve sadece çalışmakla kalıyormuşum gibi geliyor. Mesela beyaz basic'ler renkli gibi, telefon cüzdan gibi, kış dediğin turuncu yaz gibi olsa n'olurdu sanki?! 

 


Post Arkası:

Bence ben kuzeye gittikçe yaz gelsin istiyorum.

Merak edenlere;
T-shirt: Park Bravo / Fular: Vakko / iPhone Kabı: Orla Kiely / Ruj: Chanel Flirt / Oje: Chanel June

21 Şubat 2012 Salı

En Retard

Adettendir, moda defileleri mutlaka herkes yeterince baydıktan sonra başlar. Uçaklar da mesela asla vaktinde kalkamaz, ya da planladığı saatte yeryüzüne inmiş olamaz. Senelerdir gelsin diye beklediğin grup da verilen saatte sahne alamaz. Yani, bu hayatta birkaç şey öğrendiysem bunlardan biri önemli meselelerin nedense hep rötar gerektirdiğidir. Mesela bizim defileye giderken ne giydiğimiz meselesi de hayati önem arz ettiği için ancak arz-ı endam edebildi burada.
Rötar da sevimsiz bi' kelime... Gerçi Canan; Emmanuelle Alt tarzı palto ve kemeriyle, en Fransız aksanını takınarak söyleyince kulağa farklı geliyor, böyle "r"si yuvarlak, zannedersin harikulede bir şeyler olmakta... Uzayan kış bile böyle bakınca kulağa hoş gelebilir, ya da gelemeyebilir... Neyse ama herkes bu kış ne öğrediyse başarıyla uyguladı; parlayan kumaşlar, gösterişli ve kullanışlı şapkalar, mükemmel paltolar... Hal böyle olunca da en büyük ciddiyetimizle tartışabiliyoruz, oje konusunu.
Aloha! Ben şapkamla beraber bu hafta Finlandiya'ya gidiyorum. Evet, cümlenin hiçbir yerine olmadı, farkındayım.


Post Arkası:
Leyla: "İyi ki takmışsın o şapkayı, hiç kaybetmedik birbirimizi!"
Fotoğraflar: Canan O.

17 Şubat 2012 Cuma

Leylek Ayağı


Yakın bir arkadaşım artık buçuklarını kutlamaya karar vermiş, buçukuncu yaşlarını yani; yazın yaşlanmak daha az acıttığı için, deniz, kum, bronz, güneş derken... Belki de yazları daha umursamaz ve neşeli oluyoruz; hem hayatla hem de kendimizle ilgili. Yoksa google tarihçemin crow's feet konulu zamanlarının kar ve soğuk grafiğiyle bu kadar doğru orantılı gitmesinin başka bir açıklaması olamaz.
Gözlerimin çevresi ben küçükken de mi böyle gülerdi? Gamzelerim hep o kadar belirgin miydi? Eh, aklım bu kadar mühim devlet meseleleriyle meşgulken koyu renkler, göçmen kuşlar ve yüksek ökçeler hissetmem anlaşılır bir durum olmalı. Annem mesela, yıllar geçtikçe daha parlak renkler, daha büyük çiçekler giydi; teyzem daha da sarışın oldu; anneannemse her zaman minik çantalarını kullandı ve hala bana emanet ederken temkinli: "Güzel bi' yere tak ama harcama bak bunu!". Ben nasıl bir tepki veriyorum acaba diye düşündüm de sanki bi' yamukluk var bu işte; topukları yere düz basamıyor. 
Tabii neden kuş familyasının en sevimsiz üyeleri alet ediliyor bu tanımlamalar için, o da ayrı bir soru(n); karga, kaz... Leylek olsa mesela, şöyle uzun bacaklı, biraz daha estetik, n'olurdu yani?


Post Arkası:


Merak edenlere:
Elbise: Kate Moss for Topshop / Ceket: Beymen Club / Çizme: Miu Miu / Küpe: Prag'dan / Yüzük:Topshop / Çanta: Anneannemin (1950'lerden)



15 Şubat 2012 Çarşamba

Grammy vs. Bafta

Tipik bir terazi burcuyumdur; bana seçenek ver ve sonra kafamın nasıl karıştığını seyret. Tören organizatörleri de sağolsunlar geçen pazar akşamına böyle çetrefilli bir kırmızı halı ikilemi tasarlamışlar benim için: Atlantik'in bir ucunda Grammy diğer bir ucunda Bafta'lar. O gece endişe içinde kameralardan saklanırken (ünlüler strese girince öyle yapıyorlardı değil mi?), yakın arkadaşlarımı yardıma çağırdım ve hangisi diye sordum: Solda Grammy, sağda Bafta; nerenin kırmızı halısı daha şık?


Siyah
Adele / Giorgio Armani vs. Christina Hendricks / Vivienne Westwood
A.C: Soldaki! Adele diye demiyorum ama çok şık ve zarif olmuş. Diğerinin kumaşından mıdır bilinmez muşambaya benziyor. (Eminim ilk başta tafta olmasını ummuşlardı.)
C.O: Sol! Ama ben giysem Adele’in makyajından yapardım, bir de belki saçımı biraz daha kabartırdım. (Ben ne giysem üzerine Adele'in makyajından yapabilirim.)
L.G: Adele çok hoş ama Christina, özür dilerim (Leyla nazik bir insan olduğundan kimseyi kırmak istemezdi aslında), hiç olmamış... Anladık bir konuda şanslı, ki o da yoruma açık, ama başka dekolteler de mümkün... Hele o saç ne?! (ve evet kırdı.)


Metalik
Jessie J / Julien MacDonald vs. Jessica Chastain / Oscar de la Renta
A.C: Kesinlikle sağdaki! Kumaşı ve akışını beğendim. Diğeri robot balık gibi olmuş.
C.O: Sağ! Tanrıça modeli elbiseleri severim.
L.G: Jessi J, kendisini disko topu gibi hissediyor olabilir, haksız da sayılmaz ama yakışmış... Jessica Chastain "wooow" dedirtmedi (ben diyecektim halbuki ama kursağımda bıraktın şimdi, annem de böyle yapardı!), sanırım o kadar beyaz tene biraz daha çarpıcı bir seçim yapabilirdi.


Altın
Taylor Swift / Zuhair Murad vs. Christina Ricci / Givenchy
A.C: Soldaki. Sağdakinin bacak dekoltesini beğendim ama sanırım göğüs kesiminden soldaki ağır basıyo'... Bi' de o tonda altınla oscar heykelciğine benzemiş.
C.O: Sol! Yüksek boyunlu elbiseleri sevmem ama diğerine tercih ettim, bilinmez neden... (Ben Christina Ricci'nin antipatisine yoruyorum bu durumu, Givenchy'nin bir suçu olamaz.)
L.G:  Taylor Swift beni çok şaşırttı! Evet müzik zevkimiz aynı değil, genellikle giyim zevkimizin de aynı olmadığını görüyorum (bi' de buraya bak asıl!) ama Zuhair Murad seçimi inanılmazdı.


Siyah & Beyaz
Kate Beckinsale / Zuhair Murad vs. Michelle Williams / H&M
A.C: İkisi de şahane!! Sadece soldaki hatun o kadar kısa elbiseyi pek kaldıramamış herkesin harcı değil tabii... Michelle Williams'ın kıyafeti de ayrı bi' şahane pek beğendim!
C.O:  Sağ! Michelle ma belle’in elbisesinin siyah-beyazı ve sadeliği çok klas! (Ben H&M'e gidiyorum, gelmek isteyen?)
L.G: Kate tabii ki! Her zamanki gibi klasik, sade bir şık... Ve yine bir Zuhair Murad elbisesi (ama kabul edelim bizim sokaktan ciddi bir rakibi var). Michelle Williams'a bir türlü ısınamadım ve bu kıyafet de pek yardımcı olmuyor doğrusu...


Beyaz
Carrie Underwood / Gomez Garcia vs. Tilda Swinton / Céline
A.C: Seçmezdim! İkisi de değil di'cem illa cevap isti'cen o yüzden soldaki diyorum isteksiz olarak en azından kadın kıyafetine benziyo diğeri çok boyish...
C.O: Sağ! Çünkü Tilda ne giyerse doğrudur. (Ben de mi acaba bu yüzden sağa meylediyorum?)
L.G: Carrie Underwood'un seçimini beğendim, çok şık! Taylor gibi biraz yaşına uygun bir seçim yapabilirdi belki ama bu elbisenin işçiliği, rengi ama bilhassa sırt dekoltesi harika!


Renk
Fergie / Jean Paul Gaultier vs. Viola Davis / Valentino
A.C: Soldaki, bunu benden başkası da hayatta seçmez sanırım (Aslı yanılmak ve şaşırmak üzereyken devam ediyor); zaten Fergie'den başkası da giymez... Çok iddalı ve cesur; diğerine bakamadım bile...
C.O: Sol! Farklı şeyler lazım, alternatifinden iyidir. (Aslında ben o Valentino pembesinin rengini sevmiştim, kalbim kırılıyor.)
L.G: Fergie! Yine başarmış, cesaret işte! Kimsenin cesaret edemeyeceği daha doğrusu kimseye cesaret etse bile kolay kolay yakışmayacak bir tarz, ama ne de olsa Jean Paul Gaultier Haute Couture. Bayıldım! Viola'nın renk seçimi güzel ama (Leyla, beni duydun mu yoksa?) ama beğenmedim, nedenini ben de bilmiyorum.

Gecenin En İyisi
Rihanna / Georgio Armani vs. Miss Piggy / Louis Vuitton 
A.C: Ms. Piggy! Rihanna'nın elbisesi muhteşem saçlar ve makyaj şahane! ayakkabıyı görmüyorum ama o da iyidir... Sonunda o 'vulgar' yırtıcı kadın havalarını bırakıp bu halde olmaya karar verdiyse ne mutlu bize!
C.O: Sol! Rihanna saçını Miss Piggy'ye benzetmiş (Allahım bu tuhaf benzerliği tek gören ben değilim, yaşasın!), Allah sonunu benzetmesin!
L.G: Rihanna, Rihanna, Rihanna... Ben de Armani ile çalışmak ve kendime elbise yaptırtmak istiyorum, benim neyim eksik?! Basit, biraz da spor ama şık ve hot baby! Miss Piggy, seni severim ama üzgünüm.


Rihanna'yı gölgede bırakmak için Miss Piggy'yi çıkardım ama onun ağırlığı bile yetemedi korkarım. Dolayısıyla bu kırmızı halı müsabakasını Grammy'ler kazandı, şimdilik, belki yorumlar kısmında işler değişir.


Post Arkası:


A.C: Aslı Cora
C.O: Canan O.
L.G: Leyla Gürbüz
Parantez içleri de benim iç ses effect'lerim.


Ben Ankara'daydım ve bu postu aslında Aslı, Canan ve Leyla yazdı.


Fotoğraflar: People, Guardian, Daily Telegraph

11 Şubat 2012 Cumartesi

Too Funky: Bir Atıl Kutoğlu Defilesi

Defile denince aklıma old school George Michael kliplerindeki gibi (bkz: Too Funky) bir sahne arkası karmaşası geliyor hemen. Sen de 90'lar etkisi ben diyeyim Atıl Kutoğlu defilesi. Kameraların arkasında George Michael'a rastlamadım maalesef ama sahnede Jagger ailesi mensubu bir Elizabeth, Jacksonlar'dan da Jarmain vardı. Atıl'sa kesinlikle iyi bir terzi ve çalışkan bir tasarımcı, milyon tane kıyafet yürüdü podyumda. Keşke yarısı yürüseydi ama bir concepti olsaydı da dedim içimden, ya da daha farklı bir sıralamada çıksalardı... Bilmiyorum belki de gerçekten bir Too Funky klibi atmosferi vardı arka tarafta ve beni orada karışık duygular içinde bıraktı. Neyse, o kısmı bitti geriye kıyafetleri ve detayları kaldı. Benim oturduğum yerden onlar nasıl görünüyordu onu anlatayım, hatta göstereyim:















Post Arkası:


Ön sıra fotoğrafları Facebook'ta.

8 Şubat 2012 Çarşamba

Hala Soğuk...

Kış için ilhamın bittiği noktaya resmen geldim. Tek sorun kış henüz bitmedi. Bütün vitrinlere pastel renkli bahar sezonu geldi, dolaptaki neşeli kılıklar bana özendirici bakışlar fırlatıyor ve sonuç; benim giyinme seansım her sabah hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor: Biraz daha kalın bir pantolon, daha yünlü bir kazak, daha büyük bir palto... (Hepimiz hayatın aynı sayfasındaysak devam ediyorum.) Ama dünya üzerinde bu sert hava koşullarında yaşayan başka canlılar da olmalıydı. Ben de aramaya başladım ve uzun süren çalışmalar sonucunda (çünkü yolda, kopan internet bağlantısı, açılmayan pencereler falan vardı) bizimle aynı gezegende ikamet edip de çeşitli paltolar ve kumaş katmanları arasında gezinen şık insanlar olduğunu keşfettim. Abartılı kürkler, ultra-renkli paltolar, dramatik şapkalarla kış devam ediyor:









Tommy Ton'un style.com için çektiği fotoğraflar, Paris Haute Couture haftasından. Hmmm aynı gezegen mi demiştim?! Pardon, pardon... Aslında şu varlığı gördükten sonra biraz şüphelenmem gerekirdi. 
Moda gezegeni bizim yaşadığımız yerden biraz farklı olabiliyor tabii.


Post Arkası:
Ayakkabıdaki ilüzyonu hala anlamadım desem...
Fotoğraflar: style.com

7 Şubat 2012 Salı

Ceviz Ağacı

Sabah, aklımda replay'de takılı dönen bir şarkıyla uyandıysam, mutlaka konuya uygun giyinirim. O sabah mesela "tanınmamam lazım" conceptinde çalıyordu beynim; ben de kendimle çok zıtlaşmamaya karar verdim ve tanınması en imkansız, en renkli, şapkalı ve şallı kılığımı çıkardım ortaya. En nihayetinde ben aslında bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda ve sen bunun farkında değilsin, zaten polis de farkında değil. Tabii canım, giyinme eylemi de dikkat çekmemek içindir, bir yanlış anlaşılma olmasın yani.
Yani, tabii diğer bir yandan da Burberry'nin ilkbahar koleksiyonun renklerini ya da Jil Sander'in mavi paltosunu hala atlatamadığım sonucuna da varılabilir. Ben ama aslında şuna karar veremedim, saçlarımı şapkaya saklayınca hüzünlü, açınca sırıtan bir ağaç oluyorum. Ceviz ağaçları da güler mi?
Bence gülebilmeliler.


Post Arkası:
Hafta, Istanbul moda haftasıdır! Bilgi için: IFW


Merak edenlere:
Şapka: Network Q / Palto: V2K / Fular: Vakko / Jean: JBrand / Çanta: Dolce & Gabbana / Botlar. Repetto / Küpeler: Katia / Bilezikler: Banana Republic (gençliğinde kolyeydi) & anneannem ve annemden
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...