28 Ocak 2012 Cumartesi

Zerafetin Formülü


Wallis Simpson'un şöyle bir lafı vardır: "Eğer satın almaya gücün yetiyorsa, eğlencesi nerede?" Gerçi, Nazi sempatisini de düşününce kendisinin pek zeki bir yaşam formu olduğuna inanmıyorum ama Haute Couture'ü anlamış olduğuna eminim: etiketlerle birlikte artan satışlar, büyüyen gösteriler, parlayan kumaşlar, kabaran etekler... Keşke John Galliano ile arkadaş olabilselerdi... Konunun zerafetle alakasını şu an ben de kuramadım ama Paris Haute Couture haftasında bulabileceğimi sanıyorum.


Mavi
Karl'ın yerinde olmayı hiç istemezdim (sürekli unutulmaz bir show hazırlamanın stresi), ama her defilesine davet alan biri olmayı gerçekten isterdim. O zaman bu sene havayolları conceptiyle ağırlanır, 16F gibi bir koltuk numarasında oturup, küçük pencereden dışarı bakınca önce bulutları, sonra yıldızları, sonra da gittikçe ufalan dünyayı görürdüm. Bir ara elbiselere de bakıp mavinin tonlarını ve kıvrımsız kesimleri de fark ederdim herhalde, yani inşallah.


Yeşil
Armani bu sezon yeşil ve kırmızı zıtlığına oynuyor. Yeşiller evet yukarıda, kırmızı bir halı rengi olarak ödül törenlerinde. Ayrıca önümüzdeki yaz, kalem etek en sanatsal formuyla bizlerle...


Kuyruk
Kırmızı halı demişken, balıkkız modeller kaldığı yerden devam edecekse eteklerin uçları neden renkli olmasın?! Hatta puf tüylü; biraz drama, biraz daha drama!


Suret
Mankenin askı olmaktan öteye gittiği nokta: devasa bir çiçek, demir maskeli kadın ve Givenchy'nin ne yaptığını anlamadım ama elbise mükemmel.


Savaşçı
H&M bir markaya bu kadar yarasın! Versace arkasına aldığı popülerlik rüzgarıyla 8 sene sonra yeniden terzilik becerilerini gösterdi ve sonuç: kadın "gösterişli bir savaşçıdır" ve seksi, ve evet katılıyorum.


Prenses
Ama kadın aynı zamanda peri masalındaki bir prenses de olabilir. Floryashire düşesi olarak  sıradan bütün Valentino koleksiyonunu istiyorum ardından da uygun bir Grimm Kardeşler masalında rol alacağım.


Romantik
Gerçekdışı bir pembelik, kırmızılık, başka bir iklimin çiçekleri... Bu bahar o bahçelere gidesim, o etekleri giyesim var, sadece yolu bilmiyorum...


Narin
Bazen renksiz bir yüzeye narin işlemeler yeterlidir, ya da sadece doğru yerlerden doğru makasları atmak veya etekleri olabildiğince kabartmak.


Bu yazının bu noktasına kadar gelenler zerafetin formülünü öğrenmeyi artık hak ediyorlar. Bir yanlışlık olmasın diye Bill Gaytten, Dior eteklerinin üzerine yazmış: Zerafet; farklılık, doğallık, itina ve yalınlığın doğru kombinasyonudur. Valentino'nun itinalı işlemeleri, mesela, elbise başına 800 ila 1200 saat almış. Armani'nin organza yapraklarıysa doğal bir görünüm elde etmek isteyenler için. Gördünüz mü çok basit!


Hatta Givenchy'nin basketbol sahasında bile mümkün. Ayrıca elbisenin arkası böyle çalışılır:


Post Arkası
Fotoğraflar: Vogue Italia, Guardian, Daily Telegraph

24 Ocak 2012 Salı

İki Arada

Arada kaldığınızı hissettiniz mi hiç? İki ya da daha fazla sayıda arkadaşın arası, iki katın arası, mevsimlerin arası, ciddiyetle şakanın, gömlekle kazağın, kemerle tokasının arası... Ben mesela bu aralar karla kışın arasında, ilkbaharın pastel renklerine içim giderken siyah, gri ve toprak tonlarının arasında hissediyorum kendimi. Bi' de şu anda yorgan ve yastığın arasında hasta... Halbuki bakınız, ağır silahları çıkarmıştım: Yün kazak, pantolon... Ne kadar ciddi olduğum, o renk paletinden belli; sadece boğazımı ikna edemiyorum, hala ağrıyor.
Tabii esasen, yılların anne kazağına uzunlu kısalı mimari bir hava katılmış olmasından, kemerlerin yeniden büyümüş, tokalarının genişlemiş olmasından ötürü duyduğum sevinçten falan bahsedecektim. Hatta o kadar ölü rengin yanında yeşilli küpelerimi ve çantamın kenarındaki kırmızıyı ne kadar sevdiğimi fark ettiğimi de anlatırdım, hazır başlamışken. Neyse bi' dahaki sefere artık...


Post Arkası:
1 Şubat Ulusal Grip ve Nezle Günü'nü erken kutluyorum bu sene.


Merak edenlere:
Kazak, Çanta, Kemer: Beymen Club / Gömlek: D&G / Pantolon: Prada / Ayakkabılar: Chloé / Küpeler: Banana Republic / Yüzükler: Zoe&Morgan ve annemden

17 Ocak 2012 Salı

Altın Sessizlik

Bu senenin Altın Küre modası çok konuşmamak ve risk almak. Üzerine laf edilecek çok elbise vardı; ama bazıları Canan O. ile geleneksel Altın Küre çekiştirmelerimizi yaparken bize çok malzeme çıkarmadı. Mesela; sıradan güzeller (Nicole Ritchie, Claire Danes), gözü yoranlar (Sofia Vergara, Madonna -çıkar allah aşkına o eldivenleri!-), parlak sarılar (trend olma yolunda hızla gidiyor ama çok da tanıyamadığım şahısların üzerindeydi), yaşlı görünenler (nişanlanmak Jessica Biel'e yaramamış), ve bir önceki ödül töreninden doğruca gelmiş olanlar (Kate Beckinsale hep aynı şeyi giyiyor sanki) ve modası geçmiş kuğular ("Erkekler Sarışın Sever" elbisesiyle Natalie Portman ve siyahın şişman gösterdiği Mila Kunis). Dolayısıyla biz de çok konuşmama modasına uyalım diye sadece bu arkadaşlarımız hakkında konuştuk:

Emma Stone / Lanvin
C.O. / Bordoyu, vişne çürüğünü pek çok severim ama bu koyu tonu baydı beni Emmacığım. Bir daha dene.
D.B. / Ben aslında bu kızımızın kırmızı halı yaklaşımlarını beğeniyorum, cool bir hali tavrı var. Yani zaten o kemerle kırmızı halıya çıktığına göre eve kesin motosikletiyle dönecek. O transparan etekler rüzgarda baya havalanır ama, umarım saçı bozulmaz.

Heidi Klum / Calvin Klein
C.O. / Seviyorum bu ‘nude’ olayını. Pastel renkçiyim ben, minimalistim ayrıca. Acı gerçek esmerlere daha çok yakıştığı.
D.B. / Valla geçen seneden sonra ne yapsa olurdu herhalde. Aldığım bilgilere göre (hep böyle bilgi aldığım için) önce 1 milyon Dolarlık Lorraine Schwartz kolyeyi beğenip konuya uygun elbiseyi seçmiş. Yani kendi kaşına gözüne dikkat etmemiş bu aşamada. Degaje sırt deoktesi elbisenin bel kesimindeki durumu açıklıyor.

Tilda Swinton / Haider Ackermann
C.O. / Tilda'cığım, beni biraz ürküten bir tipin var (sanırım kaşlarının olmayışından kaynaklanıyor) ama çok klas buldum kılığını, elbisenin rengini ve şeklini. Saçın da çok dramatik, biz İngilizlerin düğünlerde taktığı şapkalar gibi. So British!
D.B. / Mükemmel stil adını verdiğimiz vakayla karşı karşıyayız, adı İngiliz de olsa olur. Kendisi zaten giyinmek için ortalama stilistlerle değil bizzat creative director’lerin kendileriyle çalışıyor. Bu arada; bundan sonra ceketimin yakalarını aynı böyle, rüzgar çarpmış gibi yerleştirmeyi düşünüyorum.

Selma Hayek / Gucci
C.O. / Selma’nın kocası da iyi ki Gucci’nin sahibi. Yoksa bu kadıncağız bilimum ödül töreni ve galaya ne giyerdi bilinmez. Gerçi benim lüks markaların yeni sezon ürünlerine kolay erişimim olsa, sapıtıp olur olmaz şeyler giyebilirdim, en azından Selma bunu yapmıyor. Bu elbiseyi çok sevdim misal. Gümüş ve altın metaliklerin biraradalığı, Oscar heykelciği kesimini, akıcı kumaşını...  
D.B. / Ben de kocamın Chanel’in sahibi olmasını istiyorum, ama Karl olmasını istemiyorum.

Angelina Jolie / Atelier Versace
D.B./ Bu kısmı hızlı geçebilir miyiz ? Bu kadının kendisinin, elbisesinin ve Brad’in güzelliği sinirlerimi ayağa kaldırıyor.
C.O. / Angelina, bozma Dilek’in sinirlerini, bozma!

Evan Rachel Wood / Gucci Premiére
C.O. / Çok iyi oyuncu olduğun için Dita Von Teese’in yuvasını yıkmanı affediyoruz hadi bakalım. Ama tavuskuşu – denizkızı - levrek kıvamındaki elbisenin kumaşını pek beğenemedim, affetmiyorum.
D.B. / Ben fazlasıyla dramatik buldum balık pullarından tavuskuşuna uzanan elbisesini ama yine de bazen biraz drama iyidir.

Zooey Deschanel / Gucci

C.O. / Bayıldım bu kılığa! Gögüs kısmındaki renkten midir, eteklerinin kesiminden mi, boynundaki detaydan mıdır bilinmez ama sevdim! Sorsam verir mi acaba elbisesini?
D.B. / Kesin verir hatta bence Miuccia’nın kendisinden iste kesin alırsın. Açıkçası elbisenin arkasının bir sanat eseri olduğunu düşünüyorum. Sportif şık dedikleri şeyin doruk noktasına bakıyoruz.

Rooney Mara / Nina Ricci
C.O. / Ejderha Dövmeli Kız’ın Hollywood versiyonunu çektikleri için hiç memnun değilim. İsveç versiyonu bozuk muydu, niye bir daha çekiyorsunuz? Bu nedenle elbisesi güzel bile olsa Rooney’e kanım ısınmadı. Not: Elbisesini verirse affedebilirim.
D.B. / Rooney de pek bir sıcakkanlı görünmüyor gerçi ama bütün bir dolabını buz gibi bir stil üzerine kurduğu için tutarlı oldu. Yani elbisesini sırf bu nedenden vermeyebilir sana. Ama elbisenin iki yakasını bağlayan fiyonklardan biraz olsun sempatimi kazanmak üzere.

Charlize Theron / Dior Haute Couture
C.O. / Fazla feminen kıyafetler bana göre değil. Ama pembe bir fiyonk giyip iyi görünmek özel bir yetenek gerektiriyor gerçekten.
D.B. / Yani aslında herkes beğendi ve ben de beğendim ama tam olarak neyi beğendiğimi de anlamadım. Yani normalde o pembe kat kat fiyonktan, derin V dekoltesi ve yırtmacı aynı yerde görmekten, (birkaç kişi de daha gördüğümüz) parıltılı saç bandından nefret etmiş olmam gerekirdi. Anlamıyorum...

Meltem Cumbul / Chloé
C.O. / Hay Allah, tören esnasında sahnede rezil olurken bari kendine yakışan bir elbiseyle rezil olsaymış Meltem'ciğim. Chloé mloe, çuval muval işte! Çok mu acımasızım?! 
D.B. / Hayır çok komiksin. Uluslararası film yıldızı olarak anons edilmesi çok güzel tabii de bizim milli duygularımızdan başka herhangi bir kurum anlamlandırabildi mi sahneye çıkışını? Bir de o elbiseyi?
S.T. / Yani zaten 30 sn kadar görebildiğimiz için o kıyafet olmasa da olurmuş.
C.O. / Bir daha baktım da düğüne giden toparlak teyzelere benzemiyor mu?
D.B. / Teyzemi böyle bir benzetmeden uzak tutalım vallahi döver hepimizi...


Post Arkası:


C.O. / Canan O.
S.T. / Meltem Cumbul fotoğrafı arama kurtarma çalışmalarında konuya dahil olan Sevin Turan
D.B. / Dilek Betty


Fotoğraflar: LA Times, Guardian, NY Mag, Telegraph, People, Kadın ve Kadın (Meltem Cumbul'un fotoğrafı, yüce Google imkansızı bile buluyor!)

15 Ocak 2012 Pazar

Siyah Beyaz Bando

Perşembe akşamı dışarı çıkıyordum ve hayır bando takımı seçmeleri için değildi, yani en azından ayakkabılardan yırtmış olmam lazımdı... Neyse dışarı çıkmak için neden perşembeyi seçtiğimi anlatmıyorum. Çünkü perşembe tiyatroya gitmek için şahane bir gün, çantamda da biletleri aramaktayım. Bilet ararken hep öyle fotojenik dururum zaten, özellikle de tiyatro giriş kapısının önünde yaparken bu hareketi. Ve şu an ne kadar entel dantel bir hayatım olduğunu anlatacağım noktaya doğru ilerlediğimizi fark ettim ki hiç merak etmeyin aslında son derece yüzeysel bir kişiliğim ben. Hatta çok bilge bir arkadaşımın da dediği gibi: "Bizler halkın arasına karışmış yüzeyselleriz."
Ve yüzeyseller karmaşık olmayan şeyleri, mesela siyahla beyazı sever. Dolayısıyla arkası uzun kendisi ortalama, düğmelerini sonuna kadar ısrarla iliklediğim beyaz gömleğimi siyah ("ah canım bu eski şey mi?!") pantolonumla giyecektim tabiki. Ayrıca yaz koleksiyonlarının gömlekleri de gırtlağına kadar iliklenmişti ve bu şekil yaz sıcağından ziyade kış ayazına daha bi' yakışıyordu. Yani, sonuçta böyle şeyleri bir önceki mevsimin taaa başından göstermelerinin bir anlamı olmalıydı değil mi? 
Ben kuyruğumu düzeltip yoluma gideceğim artık, dolabımla valsimizi tamamladık.


Post Arkası:


Oscar için yaptığım kombinasyonlarımı bugün yarın göstereceğim. Anlamlı olmadı ama bir şeyler çıktı.


Merak edenlere;
Gömlek: Beymen Club, Pantolon: Moschino, Kemer: Beymen Club, Ayakkabılar: Pedro Garcia, Çanta: Anneannemin, Kolye: Italya'da bir pazardan


Ben de Meltem Cumbul'un Altın Küreler'de ne giyeceğini merak ediyorum, ama bence kesin önce bana danışması gerekirdi.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Teknik Aksaklık: Oscar Tahminleri

Bankalarla, hesaplarla, cari işlemlerle ve herhangi teknik bir şeyle aram hiçbir zaman iyi olmamıştır (ve bu zamana kadar nasıl hayatta kalabildiğime şu an ben de şaşırdım). Akbank, mesela, Oscar'a gitmekten bahsetti bangır bangır ama aynı reklamda internet bankasına girin dediğinde beni kaybetti; halbuki yolcu olasım, yarışmaya başvurasım vardı benim. Sonra aynı Akbank, aynı Oscar için stil yarışması da yapıyorum dedi ve ben de Oscar x Moda matrixini seven her kişi gibi heyecanlanıp kendime iş çıkardım. Tabiki darbe her zaman en beklenmedik yerden gelir: Polyvore... Kendisi anlaşılan benim Oscar için seçtiğim biraz romantik biraz gotik elbiseleri pek beğenmiş ki, Pazar akşam saatlerinde ben seçtikçe o da bloga göndermiş (Sevin sağolsun uyardı da kendi halinde teker teker takılan resimleri sonradan sildim).
Dolayısıyla benim boş zamanlarımda ne haltlar karıştırdığım açığa çıkmış oldu. Şeffaflık prensibim gereği (bkz. Chanel) sevdiğim elbiseleri ve aksesuarları şöylece ortaya serpiştiriyorum. Kol bantları ve kafadaki devasa nilüfer çiçeği olaya dahil değil (Ayrıca o Chanel içine bir jüpon istermiş, annem öyle dedi). Ama biraz daha üzerinde düşünmem lazım. Cumaya kadar da vaktim var, 3 elbiseyi seçip süslemek için. Kombinasyonların son hallerini bu yazı üzerinden update ederim, inşallah tabii, eğer anlamlı bir şeyler çıkardığıma inanırsam, ve böylece görselleri sonsuza uzanan bir yazımız olur.
Nedense tüm bunlar aklıma geçen sonbaharki İngiliz Balo'sundan Ece Gürsoy'un bu fotoğrafını getirdi. Sanıyorum elbisesinin Alexander McQueen oluşunun konuyla bir ilgisi olabilir. Ben Oscar'ı kendisine veriyorum.


Post Arkası:
Yarışmaya katılmak için: Oscar Yolcusu Kalmasın
Defile Fotoğrafları: Fashionologie

6 Ocak 2012 Cuma

Yeni Yıl Çözümleri

Gin fizzlerinizi hazırlayın (martiniler 2011'de kaldı) yeni senenin ilk Cumasındayız! Ben senenin ilk haftasını yeni yıl çözümlerimi çözmeye ayırmıştım. Her sene muntazaman çözmeye çalışırım aynı dağınıklığı. Mesela, kaç defa daha düzenli olma kararı aldığımın hesabını artık kaçırdım, bir de o listeleri hangi ayakkabı kutusunun altında kaybettiğimin... Ve bir yerlerde çok gerekmedikçe ayakkabı almayacağım maddesi de vardı... Bir yerlerde yanlış yapıyorum sanki ama?! Neyse önümüze bakalım, işte bu senenin çözümleri: 
  1. Ya o topuklar ya da dolmuştaki son koltuk... Ya da Carrie gibi koşabilmeyi öğreneceğim. Henüz kararsızım. Bu maddeyi daha sonra düşünülmesi üzere nadasa bırakıyorum.
  2. Koşmak demişken; asla koşu bandı insanı olamadım ama bu sene Tracy Anderson'ın dans ve cardio karışımı metodunu deneyeceğim, çünkü Gwyneth Paltrow'u Iron Man sonrası haline getiren her şey bence denemeye değer. 
  3. Net-A-Porter'da alışveriş sepetin içinden bir türlü çıkaramadığım ve her ay başında yeni yatan maaşın verdiği güçle tekrar baktığım YSL yüzüğü (€175) artık ya alacak ve birkaç ay aç kalacağım ya da bir daha bakmamak üzere o sepetten çıkaracağım. En son o fiyata iki ayakkabı ya da bir adet Miu Miu şapka alabiliyordum (şapka opsiyonu ne kadar zekice emin değilim gerçi) ve sonuçta hiçbirini alamadım. Çok karışmış olabilir, durum aynen şöyleydi:
  4. Belki de daha çok para kazandıran bir iş yapmalıyım; o da bir seçenek. Finans sektörünü mü denesem, hazır böyle bir matematik bilgisine de sahipken? Mesela kur, gözümüze kestirdiğimiz ayakkabıyı ayağımıza denediğimiz andan kasaya doğru giden yola girdiğimiz zamana kadar yaşadığımız karar verme sürecine deniyor değil mi?
  5. Parıltıları henüz emekli etmeyeceğim, bu sene o sezonu uzatmaya karar verdim, çünkü belli bir miktar para yatırmış bulundum dolabımdaki malzemelere Vegas kıvamında bir Dolce&Gabbana koleksiyonu vardı önümüzdeki yaza (telaş yok! korseyle çıkmayacağım sokağa). 
  6. Çok gerekmedikçe çanta almayacağım. Ama bu kararı o Mulberry'yi aldıktan sonra uygulamaya koymayı düşünüyorum, o gerçekten gerekiyor, gerçekten... Sadece %50+%50 gibi güzel bir indirime girmesi lazım.
  7. Bu sene daha hanımefendi kılıklara yöneleceğim ve de pembe gibi sempatik renklere. İstikamet: Chanel... Oldu canım! Annemin dolabı.
  8. Ipad almak için Jonathan Saunders for Smythson iPad case'inden daha iyi nedenler üretmem lazım. Neredeyse iPad'in kendisinden daha pahalı. Ayrıca, çok geçerli bir neden olmayabilir.
  9. Daha düzenli olmalıyım. Dolabımdan başlıyorum, yarın, ya da belki pazar, olmadı önümüzdeki haftasonu kesin...
  10. Numaralamalardaki 10 sayısı takıntıma da bir çare bulmam lazım. Hayata minimum topuk boyu gözlükleriyle bakmaya devam edemem.
Ve artık ilk Cuma'yı kutlamaya gidebilirim, bence baya hak ettim.

Post Arkası:

Dolce&Gabbana defilesinin fotoğrafı: Guardian

Merak edenlere:
Ayakkabılar: Pedro Garcia (topuk boyu 10 cm; ucundan kurtarıyor), Çanta: Anneannemin (1954)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...