31 Ağustos 2011 Çarşamba

Akide Sekeri


Çok üzgünüm şu anda tatil rehaveti pardon bayram neşesi çöktü üzerime, böyle şeker sempatik bir ruh halinin hakimiyeti altındayım ve yakın bir zamanda düzelmezsem çeşitli önlemler almak zorunda kalabilirim. O kadar ki bayram münasebetiyle ziyarete gelip de aşk hayatımla ilgili atıp tutanlara "görünüşe göre ben evlenmeyi başaramıyorum neden siz bir el atmıyorsunuz?!" derken kesinlikle sinir belirtileri göstermiyorum, azıcık bile olsa, azıcık! Şeker gibi bir insan oluvermişim yahu, ama biraz akide kıvamında, öyle her dişe gelemez.


Tabii konuya uygun olarak üzerimde şeker renkleri, pembeler (hatta çifte), fiyonklar, puantiyeler, maviler ve hanımefendi midisi etek boyu var. Ama gel gör ki asla rüzgarın esip de eteğinin şeklini bozmasına engel olamazsın!
Unutmadan; herkese iyi bayramlar!


Post Arkası:


Kısa mı? Yo hayır kesinlikle selvi gibiyim baksanıza... Yani yoksa neden bazı günler topuklu giymemek konusunda o kadar ısrarcı olayım ki?! Kıskanç bakışlardan kaçınmak için... Tabii tabii sırf bu yüzden...


Bayramın geri kalanında Paris'te takılmayı; macaron yiyip kahve içmeyi planlıyorum. Belki alışveriş de yaparım, kim bilir?! Oh la la!


Fotoğraflar: Canan O.

Merak edenlere;
Bluz: Anneannemin
Etek: Topshop
Ayakkabılar: Giuseppe Zanotti
Bilezikler: Pilgrim, Swarowski
Yüzükler: Topshop, Zoe&Morgan

26 Ağustos 2011 Cuma

Günbatımından Önce


Fark ettiniz mi baya kısaldı?! Günler... Geçen gün yanlış programda yıkadığım t-shirt değil yani, zaten onu küçük kuzenime verdim sonra. Güzelim t-shirt'e de yazık oldu... Neyse, çamaşır makinesiyle birbirimizi anlayamama hikayemizi anlatmayacaktım aslında. Yazın son demlerine geldik ya, benim biraz sonbaharım geldi onu diyecektim. Gözümün önünde bu aralar hep güneşin kızılımtrak-turuncu tonlarda, denizin üzerinden batan hali var. Biraz buruk, biraz romantik, biraz sonu, biraz başı gibi... Turuncunun sıfatı neşeli değil de retro olduğunda neden bilmem ama bence daha ilginç oluyor. 




Lanvin'in parlak kırmızıya çalan turuncusu 60'lar kadınının kum saati şeklini övüyor. Burberry'nin cool olan çocuğu Prorsum, paltosunun yakalarını çıkarmış, kocaman düğmelerle süslemiş, Twiggy olsa giyerdi hani. Paul Smith'in parlak siyah üzerine turuncu tonlardaki çiçek desenleri önümüzdeki sonbaharın iyimser olan tarafını anlatıyor. Yani; bu sonbaharda elimizde 70'lerin favori rengi turuncu, 60'ların kesimleri ve bir de güz çiçekleri var. Evet, şu çiçekli konusuna da tekrar bilahare geleceğim, yazdan beri atamadım üzerimden.




Hmm yani bir sürü turuncuyu aynı anda kullanınca da işin tüm sihri uçuyor galiba. Zaten fazlasıyla hararetli ve canlı bir renk, ben de fazla sıcağa gelemiyorum şekerim, dolayısıyla da şimdi beyazlarla birkaç ay sonra da siyahlarla en iyisi, hatta belki arada toprak tonlarıyla da olabilir. Ama kaçınılamayacak sonbahar için kasvetli renklerden çok neşeli renkleri görme ümidi şu anda, yazın sonlarına gelmişken ama hava hala yazken gayet mutluluk verici. Turuncu üstelik bir de Vogue Türkiye'nin geçtiğimiz ayki (Ağustos bitti fark etmediniz mi? "Eylül sayısı" bile çıktı!) kapağından teyitli. Geçen seneki "asla modası geçmeyecek" olan bejleri hatırlayan? Neyse, benim kısalan t-shirt de zaten sütlü kahve renklerindeydi.





Post Arkası:

Canan O., diğer Canan'ı fotoğraflarken aralarında durup dilek tutmak aklıma gelmedi değil.
Canan'ın bluzu esasında tam bir turuncu ama hava karanlığa yatarken daha koyu bir renkte görünmüş objektife...

Fotoğraflar: Canan O.
Defile fotoğrafları: Fashionologie

Merak edenlere;
Bluz: Zara
Çanta: Pull & Bear
Pantolon: Banana Republic
Kolye: Accesorize
Saat: Toy Watch (Tevfik Aydın Saat'ten)
Tek Taş Yüzük: Topall (ama hayır kendisi alıp kendisi takmadı, yakında evleniyor!)

19 Ağustos 2011 Cuma

Iyi, Kötü, Şık


Bir dönem babamla en büyük eğlencemiz pazar sabahları cowboy filmi izlemekti ("dönem" 15 sene kadar öncesine takabül ediyor yani); iyisi, kötüsü, spagettisi fark etmeden. Kahvaltıdan sonra televizyon başında herkes kendi yerini alır (eh tabii bu işlerin bir hiyerarşisi var) ve reyting anlamında pek ilgi görmediğinden sıfır adet reklamla sinema keyfinde yayınlanan film kahkahalar, kahveler, çikolatalar eşliğinde izlenirdi. Şimdilerde bu alışkanlık biraz değişti maalesef; ben balkonda yoga yapıyorum (sormayın çok zen'imdir), babam yeni gözlükleriyle (ah ah o bile yaşlandı!) Vedat Milor'u seyredip annemle beraber geri kalan emeklilik hayatları için gezi rehberini planlıyor. He evet ben bir de dergi falan karıştırıyorum o arada ve bazen gördüklerim işte böyle küçükken izlediğim filmleri anımsatıyor. 


Mahallenin bohem kızı için bu sezon cowboy filmi tadında bir güncelleme var. Kızılderili çadırı desenleri, çölün açık turuncu tonları, soluk yeşiller, sarılar, püsküller ve hasat zamanını resmeden elbiseler bu senenin bohem tanımlamalarından bazıları. Calamity Jane'i değil de (Isabel Marant'ın da yaptığı gibi) daha barışçıl Pocahontas'ı örnek almak lazım. Peşime düşün Orta Amerika'ya geri dönüyoruz! (Asya'da yolumu kaybediyorum da, Amerika filmler falan nedeniyle daha bi' tanıdık.) Bele silah ya da  saça tüy takmak opsiyonel tabii. Onun yerine tüyü küpe olarak takıp, ayağa püsküllü çizmeleri çekince en ortalama şehir kıyafeti bile Amerikalılar ve yerliler arasındaki savaşta oraya ait gibi görünecek nasılsa. Ama bence bu sefer savaşı yerliler kazanmalı.


"Cowboys and Aliens" filmi için öyle bi' heyecanım yok ama Disney'in Johnny Depp'li "Lone Ranger" projesi hayata geri dönerse bir sonraki film seansına konuya uygun giyinip gelebilirim bile. Ama cowboy botları geri dönecek olursa alışmak için ciddi bi' zamana ihtiyacım olacak.

Post Arkası:

İlk fotoğrafın Pocahontas'a ait olduğu düşünülüyor, çizgifilm haliyle arasındaki 7 farkı tespit edebilen?

Yeni başlık için İdil Yılmaz'a teşekkürler!

Film fotoğrafları: IMDB
Defile fotoğrafları: Fashionologie

14 Ağustos 2011 Pazar

Merhaba Geceyarısı!

Ne gerçekten mi? Şşşşş sessiz ol! Çok gizli... Duydun mu sen de? Hadi canım şaka yapıyorsun! Bi' dak'ka şu arkadakiler dinliyor olabilirler mi bizi? Aman canım kimsenin de gizlisi saklısı kalmadı artık yani rahat rahat bi' dedikodu yaptırmıyorlar insana. Neyse söyleyivereyim gitsin bari, yıldızlar diyorum, hani Dolce & Gabbana defilesinde de vardı, irili ufaklı. Yok ön sıradakilerden bahsetmiyorum, elbiselerin desenlerini diyorum. İnandıramadım mı yani şimdi, gerçekten bunu konuşuyorduk Aslı'yla?! Ayrıca o yıldızları aynı gün giymemiz de tamamen tesadüf, tamamen...


Yıldızlarla kaplı bir koleksiyonun, bir micro-trend çıkarması beklenen bir sonuç. Yıldızları daha çok görürüz bundan sonra da; çok bildiğimden değil, çok gördüğümden söylüyorum. Bir açılışın, ödül töreninin kırmızı halısında ya da yolda yürüyen bir, hatta birkaç kızın üzerinde ve de bir derginin kapağında Anne Hathaway ile birlikte. Ben zaten bir geceyarısı ansızın bir yıldız gibi hissedersem kendimi hiç acımam takarım o küpeleri.
 
Micro-trendler hemen sevip abartmak sonra da bıkmak için birebir, tabii bir de önümüzdeki sezona dair bir şeyleri deneyip, ruhu sakinleştirmek için de. Şahsen önce desen ve renklerden başlarım hep yeni sezonu sindirmeye, zira kıyafetlerin havadan bağımsız olabileceği pek fazla iklim bilmiyorum dünya üzerinde (bilen varsa söylesin hemen taşınıyorum). Uzun bir yaz gecesinin havasına ve dedikodusuna daha çok yakışan başka bir desen olmadığındansa kesinlikle eminim.



Ayakkabılar da tesadüf olmuştu tabii, bazen abartmayı sevdiğim de nerden çıktı?!

Post Arkası:

Dolce & Gabbana'nın yıldızları kimsenin sağlığını tehdit etmiyor ama kotlarını yapanlar silicosis tehlikesiyle çalışıyorlar. Dolce & Gabbana ve kot taşlama yöntemine devam eden pek çok firmaya bir mail göndererek farkındalık yaratabilirsiniz. Kampanyaya katılmak için buraya tıklayın.

Fotoğraflar: Canan O.
Defile fotoğrafları: Daily Telegraph

Merak edenlere;
Yıldızlı t-shirt: Mango
Yıldızlı etek: H&M oops balık hafıza kaynaklı hata: Zara
Ayakkabılar: Pedro Garcia
Etek: Marks&Spencer
Çanta: Mulberry
Kemer: Beymen Club
Bilezikler: Biri anneannemin, biri Swarowski. biri İtalya'dan 

9 Ağustos 2011 Salı

Çayınıza Süt Alır mıydınız?


The Avengers'ı hatırlayan var mı? Neyse ki ben de hatırlamıyorum. Yoksa şu anda bizim çocuklar okula giderken ne giyiyorlar, iki ters bir düz nereye kadar gibi konulardan falan bahsediyor olurdum, ah pardon ondan bahsetmiştim korkarım. -Bu arada çay isteyen?- Ama Emma Peel'le tanışabilmiştim gençlik yıllarımda, şöyle ki; hani Uma Thurman canlandırmaya kalkışmıştı 90'ların sonlarında, hatta Ralph Fiennes'le de mükemmel bir ikiliydiler, ama maalesef sadece kağıt üzerinde ve o sinema salonundaki herkes üzülmüştü buna. -Çay sütlü mü olsun?- Neyse; sezonlardan 2011 Sonbahar-Kış'ı olduğuna göre (nasıl yani gidip önümüzdeki sezonun mutlaka alınması gereken paltosunu henüz almadınız mı?) şu anda her şey daha farklı. 60'lar geri döndü (çünkü hiç yapmadığı bir şeydir) ve Emma Peel örnek alınası bir karakter (pek çok anlamda).

Tamam tamam biliyorum, aylardan Ağustos, hava hala sıcak, hatta mükemmel ve ben bir gün kış gelecekmiş gibi davranarak herkesin keyfini kaçırıyorum.  Esasında bizim ofisteki klimalardan esinlendim, çünkü biz burda çoktan Kasım ayına geldik bile. -Pardon şeker kullanıyor muydunuz?- Yani, moda camiası bizim klimalardan da hızlı tabii, Jean Paul Gaultier aylar evvel mankenlerine anneannemin  topuzundan yaptı, Jil Sander 60'ların kesimlerinden şahane paltolar tasarladı, Prada dizüstü elbiselerini dize kadar çizmelerle tamamladı (shaggy perukları da cabası) ve Céline boğazlı kazaklarının üzerine ceket giydirip altına da dar pantolonlarıyla yeni bir minimalizm yarattı.

Ama mutlu haberlerim de var, bu sezon Emma Peel'in (siyah deri tulumunu giymediği zamanlardaki) güçlü renklerini bulmak mümkün, hem de pratik ve sade kesimlerin üzerinde. Boğazlı kazak bu sezonun olmazsa olmazıymış, renkli yılan desenleri de. Eğer ki küçük bir siyah elbiseye uzanırsa eliniz kendinizi durdurun ve yeniden düşünün, çünkü o artık küçük siyahtan-başka-bir-renk elbise oldu. Kolsuz bir tunik şimdiden giyilebilir ve yeterince 60'lar dozunu bir anda sağlayıverir. Bir de, eğer Emma Peel gibi birilerinin canına okumaya kararlıysanız pantolon daha kullanışlı sanki. -Peki bir fincan daha çay isteyen? Ben galiba biraz İngiliz hissettim de.-

Post Arkası:

Türkçemizde nedense bu filmdeki "Çaya süt alır mısınız?" replikleri "Kahveye süt alır mısınız?" olarak uygun görülmüştü. Şu İngilizler de bir çay nasıl içilir bilmiyorlar canım!

The Avengers görselleri: IMDB ve diğer çeşitli kaynaklar
Defile görselleri: Fashionologie

5 Ağustos 2011 Cuma

Günlük Portföy Yönetimi

Çanta, finansal bir meseledir. Hatta doğru düşünüldüğünde bir yatırım; yani gardrop, pardon ekonomi açısından önemli bir değer. O nedenle de bu sene çantamı taşırken böyle hep kalbime yakın, gözümün önünde bir yere alıyorum. Yani yoksa bu durumun Prada defilesindeki çantaların taşınma şekliyle (defileye şöyle bir göz atmak için buradan Prada'nın websitesine turistik bir gezi yapabilirsiniz), portföy çantanın biraz büyüyerek günlük kullanıma açılmış olmasıyla falan uzaktan yakından ilgisi bulunmamakta.

Mercan kırmızısı aslında geçen kış ve kısmen de bu yazın parlak rengiydi. Önümüzdeki sonbahara yerini bordo gibi daha alkolik renklere bırakacak. Ama yine de aynı asansördeki iki erkekten aynı anda, hem de bir pazartesi sabahında "çok güzelmiş!" yorumunu alan renk isterse 10 sene öncesinin hiti olsun, benim için bir klasiktir.

Hazır çantamı babaannem gibi kavramışken biraz daha abarttım ve "sene 1955" conceptli bir elbise geçirdim üzerime. Finanslarım konusunda hala bir ümidimiz olabilir belki ama eteklerimi yönetemediğim kesin. Rüzgarı arkalarına aldıklarında kendilerini Marilyn Monroe sanıyorlar.

Post Arkası:

Evet, bronzlukta henüz zenci mertebesine erişmemiş olduğum zamanlar...

Markafoni Blog, blogosfer camiasında neler olduğunu anlatmış kısa kısa ve babaannemin tığ işi örtülerinden de bahsetmiş. İlgililerine teşekkürler!

Fotoğraflar: Canan O.

Merak Edenlere;
Çanta: Beymen Club
Elbise: Vakkorama
Hırka: Annemin, 1970'ler suları

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Yukarısı Daha Renkli


Aman tanrım ne kadar uzun boylu göründüğüme inanamıyorum -pazar tahtalarının yanında-! Nerdeyse 1.80'im, öhü öhü, 75 demek istemiştim, tamam peki 1.70 olsun, illa inandırıcı olması gerekiyorsa. Dolgu topuklar boyu yükseltirken, hiç olmazsa insan hareketine izin veriyor. Mesela o uzun endamla yürüyebilmek önemli bir meziyet, keza bir süre ayakta durup ağrısız bir şekilde etrafı seyredebilmek de. Bu arada, yukarıdan bakınca karıncalar gerçekten de çok ufak görünüyormuş.

Mevsimlerden yaz, gerekliliklerden yüksek topuk olunca (yüksek topuk her daim bir gerekliliktir çünkü) bu aralar olabildiğince renkli ve dolgu olması taraftarıyım. Ayakkabı bu kadar rengarenk olunca üstümüzün sade olması gerekir kuralını da bu yaz görmezden geliyorum. Zaten güneş gözümü alıyor, renkleri falan pek net seçemiyorum şu anda. Tabii bir de muhafazakar retro kesimlere ve desenlere, haddini biraz aşan ayakkabıları eklemek daha dengeli sonuçlar veriyor, bence en azından. Yani güneş, gözlerimin bu gibi ayrımları yapmasına izin veriyor (ve ben de bilmiş bilmiş konuşabiliyorum). 

Sanki artık daha mütevazi, daha hanımefendi seviyorum elbiseleri. Ya da sonbahar koleksiyonlarına çok uzun bir süre baktım, emin değilim. Ama şunu biliyorum ki gerçekten uzun boylu olsaydım çok süper hanımefendi gibi duracaktım. Büyük kayıp!

Post Arkası:

Evet bu fotoğraflar, ben tatile gidip yanlışlıkla zenci olmadan evvel çekilmişti.

Fotoğraflar: Canan O.

Merak edenlere;
Elbise: Annemin / 70'lerden kalma
Ayakkabılar: Castañer / V2K
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...