24 Temmuz 2011 Pazar

Çiçek Çocuk


Matematikten anlarım: mode 70'te alınan botanik desenler Canan'ı çiçek çocuk yapar. Orda öyle cool durduğuna bakmayın; aslında yaz sıcağında neşeli tiril tiril bir tulumun içinde çocuklar kadar şen kendisi. Ben biliyorum telefondaki o çığlığı: "Az önce ne aldım biliyor musun?!". O zaman anladım, çiçek desenleri insanda bir mutluluk dalgası yaratıyorsa, daha fazla çiçek deseni coşkuyla sonuçlanıyor. Doğru orantı işte. Düşünüyorum geçen sene sonbahar başında D&G'nin defile fotoğraflarına bakarken içimi kaplayan o neşeyi ve her şey artık daha anlamlı görünüyor.


Domenico Dolce ve Stefano Gabbana ikilisi basit bir tema üzerinden (geçen kış kar tanesiydi, bu yaz için çiçek oldu, önümüzdeki sonbahar yıldız olacak) etkili sonuçlar yakalamakta usta. Yaz mevsimi için çiçek düşünmek çok yenilikçi değil ama mankenleri bir çiçek bahçesinde fazla çiçek açmış kombinasyonlarla yürütünce denklemin sonucu botanik trendine bağlanıyor. Küçük tulumu giyip deniz kenarına, uzun tulumu giyip pikniğe, çiçekli elbiseyi giyip akşam yemeğine gidince insanın yaz için başka bir şeye ihtiyacı kalmıyor. '68 Kuşağı Çocukları'nın gücünün kaynağı tam olarak bu değildi muhtemelen; ama neoliberal çiçeklerin etkisi bunun gibi bir şey herhalde.


Tam zamanı, yazın orta noktası, hem çiçek hem tulum hem de yazın micro trendi bohem kılıklı perde püskülü... Çocuksu, çiçek kokulu, neşeli ve tatil zamanını çağrıştıyor bana, hani bi' zamanlar en mühim meselemiz bir an önce büyümekti kumlarda oynarken. Eğer San Francisco'ya, pardon yani deniz kenarına, kumlara falan gidecek olursanız çiçek takmayı sakın unutmayın! Ben birtakım çiçekleri saçıma taktım bu hafta annemlerin yazlığından yazıyorum...


Post Arkası:

Aslında Amy'nin ölümü üzerine şu anda fotoğrafın çekildiği zamanki neşemiz pek yok...

Canan O. blogunu başka bir mahalleye taşıdı: My Camera and I

Fotoğraf: Valla inanmazsınız ben çektim. Ama Canan O.'ın direktifleriyle...
Defile görselleri: Elle UK

Merak edenlere;

Canan O.'ın tulumu: H&M
Benzer diğer opsiyonlar için Topshop ve Mudo diğer adresler.

19 Temmuz 2011 Salı

İnce İş


Hani biz küçüktük de koltuğun üzerinde babaannemizin ördüğü örtü serili olurdu... Kenarlarından da böyle sarkardı biraz, zengin dursun diye. Yok o örtüyü bozup da giymedim üzerime maalesef, şu anda kendi kendime nostalji yapıyorum hazır yeri gelmişken. Zaten bu sene yeni "yeni" esasında baya eski, çünkü kendisi önce anneanne işiydi, sonra hippi oldu, sonra bi' ara külliyen unutuldu ve bu sezon 70'ler falan derken geri döndü. Hatta tığ örgüsü, önümüzdeki sonbaharın da en mühim meselelerinden birisi olacak gibi hissediyorum... Yani modasal anlamda mühim...



Christopher Kane, normal şartlarda klasik-rahat çizgisinde dolanacak giysileri tığla örmüş ve üzerine de plastiğimsi kumaşlarla kombinlemiş, sonuç hippiden uzak bir modernite olmuş. House of Holland bildiğimiz patchwork tığ örgüleri alt alta üst üste (hatta soket çoraplarla) üşüyen kokoş nine şekline sokmuş ama nasıl olduysa ultra cool bir noktaya ulaşmış. New York'un CFDA tescilli tasarımcıları Proenza Schouler'in tığ işi bohem püskülleri, beyaz gömlek ve art-deco kolyeyle ciddiyet sahibi bir hal alıyor (mankenin hayalet suratının bu konuya bir katkısı olmadığına inanıyorum).


Biraz daha Londra kaynaklı bir trend esasında, dolayısıyla Topshop'un sahiplenmesi de kaçınılmazdı. House of Holland'ın motiflerinden bir şort bile yapılıvermiş hemen. Önümüz yaz, hatta yazın dibi, o nedenle açık renkler bence iyi gidiyor tığ örmesine. Çok delikli olması nedeniyle ısıtma fonksiyonu da olmadığından giyinirken kat yapmayı seven arkadaşlarımız için (evet kendimden bahsediyorum) kullanışlı.

Valla ben de işte bi' taraftan babaannemin o koltuk örtüsünü arıyorum, bulursam omzuma atıp şal yapacağım kendisinden. Kendisini son gördüğümde annem kullanılmaz bu daha diye tıkıyordu bir yerlere ama bak işte Henry Holland baya baya kullanmış.

Post Arkası:

Ya orda öyle kanatlarımı açınca aşağıdaki mankenleri kucaklıyormuş gibi bi' halim oluyor...

Fotoğraf: Canan O.

Defile Görselleri: Elle UK

Merak edenlere;
Tığ örme hırka: Topshop
T-shirt: Mango
Şort: Cynthia Rowley Ooops hafıza sorunsalı... Rebecca Taylor'mış...
Kolyeler: Banana Republic & Kapadokya'dan

12 Temmuz 2011 Salı

Hi-Tech Couture


Yüksek teknolojinin son geldiği nokta yüksek ökçeler, bence yani... Herhalde böylelikle nanoteknoloji konusundaki bilgimin derinliğiyle ilgili bir ipucu vermiş oluyorum. Ben o dersin verildiği esnada yeni aldığım ayakkabılarla hangi takıları kombinlesem diye bakıyordum. O nedenle de geçen gün haute couture sihri zannettiğim şeyin aslında teknolojiden bir kuple olduğunu fark edince biraz içim burkulmadı değil. Ama yine de eğlenceye mani olmasın, geçtiğimiz hafta Paris'te moda haftalarından Haute Couture'dü ve podyumda sadece hokus pokus becerisine sahip kıyafetler başarıyla yürüyebildi.

Karanlıktı önümü göremedim derdine son! Karl Lagerfeld, Chanel için bu sefer yolları aydınlatan, kendinden fenerli, ışıklı ayakkabı yaptı. O tutar mı bilmem ama dizaltına inen eteklerinin, melon şapkalarının, parıltılı tüvit takımlarının tutacağı aşikar.

Kirazlar çiçek açınca bu kadar sanatsal fiyonklar yapabilir miydi? Armani Prive'nin Japonya'ya adadığı koleksiyondan kimono stili mükemmel elbiseler ve daha da mükemmel detaylar çıktı.

Bu sıcakta o suyu öyle dururken görünce elbisenin geri kalanını sorgulamak aklıma gelmedi. Yani ama o su nasıl olduysa hiç kımıldamadı. Yerçekimine karşı gelmeyi öğrenmiş birisi varsa o da Iris Van Herpen olsa gerek.

Giambatista Valli'nin ilk haute couture koleksiyonuydu; kabarıktı, rahattı ve göz alıcıydı. Ve ben de sanki ordaydım! Ama haftanın en havada kapışılan ve edinmek için doğa üstü güçler gerektiren davetiyesiydi.

John Galliano'nun sağ kolu Bill Gaytten'in baş tasarımcılığını üstlendiği Dior koleksiyonunu sevmeyi çok istemiştim. Gerçekten... Ne yazık ki karşımda sadece neşeden yoksun çizgi film karakterleri görebildim.

Senenin en eğlenceli moda haftası yüksek bilim, ilim ve usta terzilik becerisiyle oluyormuş, yeniden öğrenildi. 
Bence bir tutam sihir de var ama...




Post Arkası:
Görseller: Guardian

8 Temmuz 2011 Cuma

Festival Bir Üniformadır.


Ve o üniformayı o ruh haliyle birlikte üzerine giyersin. Biraz bohem, biraz rock, tamamen rahat, bir "adam sen de!"cilik, bir boşvermişlik. Sadece bir haftasonu sürüyor ama keşke arka fonda hep müzik çalsa dedirtiyor insana... Bir de bu sene 90'lar çocuklarının kahramanları geldi, sonrasında benim arka fonumda A Design for Life çaldı bütün hafta. Halet-i ruhiye festival olunca üzerine ne giyeceğin de her sene yaklaşık aynı oluyor: mini (tercihen kot) şort. 2005'te Glastonbury'de Kate Moss giydiğinden ve efsane olduğundan beri de bu festival üniformasının değiştiğini hiç görmedim.


Tamam kot şort defile malzemesi değil pek (Isabel Marant'ın renklilerini bir kenara ayırdım) ama yine de defilelerde püsküllü, çiçekli, abartılı festival havasında kılıklar boy gösteriyor. D&G'nin çiçek bahçesi podyumundaki gösterişli çiçek desenleri ve masa örtüsü karelileri festival alanına gidince de cool olur, hatta Cavalli'nin püskülleri şık bir davetten ziyade bangır bangır müzikle daha uyumlu. Balmain'in yarısı olmayan bluzu ve gösterişli eteği ise doğrudan glam rock çalıyor. Ama topuklu ayakkabıları bilemeyeceğim... Düz yolda iyi de tarlada çimde -en azından ben ve benim kadar tembel bir grup insan için- fazla haute couture sanki (istediği kadar rtw koleksiyondan olsun).



Parlak renkler her zaman kalabalıkta seçilmeye ve arkadaşlarına yol göstermeye yardımcı olur (misal kırmızı). Ama bu senenin dikkat çekici diğer birkaç parçası da, çiçekli kısa tulum, bohem püsküller ve tribal takılar gibi bir anda festival havasını yaratabilecek şeylerle yakalanabilir. Sıfır yaka kazaklarsa bir yaz akşamı ürperince, ki festival gece yarısına kadar uzayan bir etkinliktir, üzerimize alacağımız yegane katman olacak. Tekrar düşünüyorum da sadece bu seneki festivallerde değil daha birkaç sene aynı efect dahilinde kullanılabilecek parçalar aslında, hatta ayrı ayrı herhangi bir haftasonu programında ya da tatilde de... Yoksa normal hayat düzeni dahilinde de benim beynimin içinde bir çeşit festival mi çalıyor?..

Post Arkası:

Her blog için geleneksel festival postu görevimizi yerine getirdiğimize göre, ilk fırsatta konserde tekrar görüşmek üzere!...

Fotoğraf: Canan O.
Defile görselleri: Fashionologie

Merak edenlere;
Kot şort: Zara
Bluz: Zara
Espadriller: Tschibo

3 Temmuz 2011 Pazar

There is only one Betty

En azından Floryashire'da ve korkarım an itibariyle ukalalığı tavana vurmuş durumda... Ama mesela Londra'da iki tane Kate var, üstelik evliliklerini bile aynı seneye denk getiren. Biri şu anda Kanada'da, royal oldu olalı adam ettiği kıyafet ve çanta (evet o Mulberry'de gözüm kaldı) koleksiyonunu sergilemekle meşgul. Diğeri, "There is only one Kate" Moss ise tartışmalı bir John Galliano'nun diktiği gelinliği giyip rocker sevgilisiyle Glastonbury tadında kutlamalar eşliğinde, Snoop Dogg'un düğün şarkıcısı olduğu bir organizasyonla evlendi. Hem de 37 yaşında. Yani telaş yok kızlar, henüz hiçbirimiz geç kalmış sayılmayız. Ama yine de ister miydiniz Kate'in gelinliğinin içinde "something blue" bir damatla evlenmeyi? 

Gökçe, kendi deyişiyle moda gündeminde bir alien olarak: "Damat eğlenceli ama kendi düğünümde istemem, işin yoksa otur anneanneye, babaanneye damat neden maviyi anlat. Gelinliğe gelince Kate Moss'un vücut hatlarını beğenmediğimden pek de etkilenmedim, daha yuvarlak hatlı birinde daha iyi durabilirdi. Bana yakışsa isterdim giymeyi. Saç, makyaj, duvak için puanım 10!" 


Sevin, İkitelli'de bir gazete binasından: "Tek kelimeyle muhteşem! Bir kere gelinlik dediğinin yakası, kolu açık olacak (check), ikincisi kuyruğu olacak (check), üçüncüsü özellikle eteklerinde işleri olacak (check), son olarak da rengi kırık beyaz olacak (check). Halide Edip Adıvar modeli bir 'başörtüsü'nün bu kadar güzel görünebileceği nadir insanlardan bence Kate Moss. Ben bu gelinliği bayıla bayıla giyerim ama Kate Moss-John Galliano kombosundan daha çılgın bir tasarım beklerdim aslında. Galiba gelin hanım çılgınlığı rockstar koca üzerinden yaşamaya karar vermiş."


Gonca, eski bir Londralı olarak: "Düğün conceptine göre değişir, böyle somon, pembe renklerinin hakim olduğu bir kır düğünü tadında bir şeyse cuk oturmuş, damadın açik renk giymesi süper. Yaz anacım düğün efil efil serin giyinsin! Ben bir de kumaş olarak ipek keteni çok beğeniyorum yaz düğünlerinde. Bence diğer Kate'e 10 basar!"


İpek, Londra'dan bildiriyor: "Hayatımda gördüğüm en romantik duvak! Göğüslerim biraz ufak olsa hiç düşünmeden giyeceğim bir gelinlik. Mavi de harika bir fikir, gökyüzü gibi olmuşlar birlikte. Çok özendim gerçekten..."


Canan O., the Brit: "So boho so chic!" Evet çok beğenmiş. "Düğünlerde penguen kılıklı erkekler görmekten sıkılmıştık, iyi bir değişiklik oldu o mavi/gri takım elbise"


Merih, yan odadan: "Şaka gibi bence çok kötü!" diyene kadar ben de bütün yorumlar iyi yönde olacak sanıyordum. "Damatlığın renginin korkunçluğunu geçtim, ayakkabı pantolon paçası ve kravat Elton John'un dolabından çalınmış gibi. Kate Moss desen hayalkırıklığı... Sade olsun istemiş ama old fashion olmuş, sarı siyah hüzünlü fotoğraflar gibi."


Gözde; jazzsever, neşeli ve konservatif bir kişilik olarak: "Elbiseyi -dikkat ettiysen elbise dedim- çok beğendim, başka biri böyle taşıyamazdı ama bu bir gelinlik değil, kilise içinse hiç uygun değil. Damatlıksa 'something borrowed' duruyor. O kesim' ayakkabılar, düğmeler, paçalar, kravat, gözlük hiçbir şey olmamış. Renk de çok kötü. Çok tutucu olabilirim ama kilisede evleniyorlarsa çok da özgün olmaya hakları yok."

Esra, akademisyen olmaya en yakın insan: "Gelinlik fazla sade, gecelik gibi, yani Kate olmayan insan bunu giyemez...  Mavi takıma karşı değilim ama adam 1950'lerin filmlerinden fırlamış gibi, kadın da bir korku filmindeki gecelikli ruh gibi olmuş. Aralarındaki giyim kuşam kimyası olmamış."


Irem & Aslı, kuzen olunca açıklama ortak gelir: "Pullu taşlı ve skinnysever tarzından gelinlik giyerken de ödün vermemiş. Kişisel fikrim sorulacak olursa (İrem kişisi olarak) bu gelinliği hayatta giymem -ama hala 27 yaşındayım ve geleceğe umutla bakıyorum:) - Kate Moss'un çocuklu olma statüsünü evlilikle birleştirdiğini düşünürsek tercihini bu nedenle bir bakıma (!) sadelikten yana kullanmış olabilir. Damat beyin mavi renk tercihi süper kere süper, gelinin de blondie olması baby blue ile birleştiğinde güzel durmuş. Hani şu ayakkabılara da bir çözüm bulunsa, ama kravat skandal!"


Aslı, çok yakında kesinlikle kabarık olmayan gelinliğiyle evlenecek: "Tek kelimeyle muhteşem! Kesinlikle giymek isterdim zaten sade ve seksi oluşu tam benim tarzım; ama transparan olmayanı malum Türkiye şartları. Duvağımı aynı yapmayı bile düşünüyorum şu anda. Peki damadın mavi takımı nedir, şaka mı?!"
Benim naçizane fikrimi soracak olanlara annemin şu cümlesini aktarayım: "Sen evlensen böyle bir şey giyerdin herhalde." Bu kadın beni tanıyor galiba. "Ama bacakları neden o kadar görünüyor? Sutyen de mi takmamış bu?!" Evet tanıyor.


Post Arkası:


Herkese ulaşamadım ama aşağıdaki yorumlar kısmı dolmayı bekliyor.


Fotoğraflar: AP via Sevin Turan

1 Temmuz 2011 Cuma

Tekrar Çal Sam!


Yok yok öyle değildi o. Bir kere çalsın Sam, eski zamanların anısına hatta... Nostaljik olsun, kadınların hanımefendi gibi giyindikleri, eteklerin dizlere kadar indiği, bluzların yakasının usturupluca açıldığı zamanların hatrına. Birazcık muhafazakar, mükemmel klişelerle süslü ve fazlasıyla romantik. Tabii ki Casablanca'yı izliyordum geçen akşam. Hava da zaten biraz sonbaharımsıydı, yağmurları ve bulutları da cabası. O arada biraz kaptırmışım kendimi Ingrid Bergman'ın stiline, zira kendisi Orry-Kelly kıyafetleriyle örnek alınası bir hadise.



Önümüzdeki sonbahar koleksiyonlarında da 1940-50'lere ait bir şeyler vardı, özellikle de Miu Miu'nun köşeli tasarımlarında ve Louis Vuitton'un hanımefendi elbiselerinde. Uzayan etek boyları ve beyaz yakalar da eklenince hava buram buram nostalji kokmaya başladı. Gerçi bi' de ben deniz, güneş derken güney sahillerinden dönüp de İstanbul'un bulutlarıyla karşılaşınca biraz siyah-beyaz, biraz sarı yapraklı hissettim açıkçası. Ama ondan sonra da bi' silkindim kendime geldim. Yağmur yağınca trench'i giyerim belki ama bu yaz için renklere ve beyazlara hala zaman var, hem de gelecek sezonun temasını dolaba önceden adapte ederken.


Mesela, desenli bir bluz, taze indirime girmiş olan Zara'dan edinilebilir (örnek: tıklayınca hemen orda). Ardından yüksek belli dar bir etekle giyilir ve Casablanca'daki otel odasından çıkıldıktan sonra ofise gidilir. Ya da aynı kombinasyon düz beyaz, babaannemin tiril tiril olarak tabir ettiği bir bluzla da yapılabilir. Biraz neşeli hafif bir elbise, haftasonu bir akşamüstü vakti evden çıkarken giyilir ve serin bir meltem esince yazın sıcağını insanın üzerinden alıverir. Biraz daha Fransız bir hava içinse çizgili bir t-shirt ve beyaz midi etek yeterli.

Şimdi tek ihtiyaç, şarabı yudumlarken gözlerinin içine uzun uzun bakılabilecek bir Humphrey Bogart. Ondan sonra As Time Goes By çalarken bildiğim birkaç dans adımını bile yaparım belki.

Post Arkası:

İngiliz gazetelerinden biri bugün evlenen Kate Moss'un düğününün Casablanca temalı olacağını iddia etmiş. Hayırlısı...

Defile görselleri: Fashionologie
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...