26 Haziran 2011 Pazar

Old School



Ev-vet 90'lar çocukları! Bi dakika... O kadar mı yaşlandım? Gerçekten mi? Doğru, aslında geçen hafta sonu "Mezunlar Günü" isimli bir organizasyona giderken anlamalıydım bunu... Sene 2000-bi-şey; o bohem etek o çimlerde oturmuştu IR dersinin çıkışında. Sene 90-küsür, modlardan grunge; haftasonundan kalma kot gömlek nerdeyse okula gelecekti benimle bir pazartesi sabahı. Zaman geçince geriye klasikler kalıyor, ya da geri dönüyor. Kot gömlek, bir süredir geri döneceği belli olan bir klasikti zaten. Altlı üstlü denim kombinasyonlarından, yaz gelince kot ceketin fazla ağırlık yapmasından, kot pantolon giymek için fazla sıcak olmasından belliydi. İnce kot bir gömlek haftasonuna ait her şeye yakışan yeni bir klasik olmalıydı.




Stella McCartney ve Twenty8Twelve yaşamakta olduğumuz ılık günler, Mulberry ise 2012 resort koleksiyonu için kullanmış bu parçayı (kot üzeri kot kombinasyonunun Mulberry'de farklı olarak aynı rengin tonundan yapıldığını da gördük). Anlaşıldığı üzere kot gömleğin daha bir süre gideri var. Bir Stella almak uzunca bir dönemin birikimlerine mal olabilir ama French Connection sağolsun tunik kıvamında bir şeyler isteyenler için iyi bir alternatif yapmış (tıkladığınızda bir örneği hemen orada). Bunun dışında gömlek dediğimiz şey bilirsiniz üç aşağı beş yukarı birbirine benzer, ama o kotun renginin farkı var, düğmeleri, cepleri var. Yani ayrıntı sevenleri oyalayacak daha nice detayı var bu işin.




Biraz serin bir yaz günü için mükemmel, önümüzdeki sezonun western esintili trendlerine ön sıradan bir bilet, çifte jean kombinasyonlarında hayal kırıklığı yaratmayacak bir tamamlayıcı ve maskülen bir atmosfer yaratmak için de birebir. Geçen yazdan kalan bejlere de yakışıyor, kızsal desenlere de, hatta bence bikininin üzerine de. Alırken kendimce nasıl şahane bahaneler ürettiğim yeterince belli oluyor mu acaba?! Zira ortaokul yıllarımdan (yaaaa o zamanlar ilköğretim 5 seneydi, dolayısıyla ortaokul diye de bi' şey vardı) kalma olanının içine artık pek tabii sığışamıyordum. Bir sürü okullardan mezun oldum ama ev ekonomisi dersinden hala sınıfta kalıyorum korkarım. Aman canım! Ben de takarım çantamı omzuma giderim kendi yoluma...





Post Arkası:


Fotoğraflar: Canan O.
Defile görselleri: Fashionologie


Merak Edenlere;
Gömlek: Banana Republic
Etek: V2K
Bilezikler: V2K
Kemer: Topshop

20 Haziran 2011 Pazartesi

Playlist: Tatil



Siz bu satırları okurken (ay bunu böyle yazmaya bayılıyorum!) ben kendimi kızgın ofislerden pardon, kumlardan serin sulara bırakıyor olacağım. Ya da (güneşlenmekten nefret ettiğim için) gölgelik bir yerde bir elimde bira, veya o gün çok posh hissettiysem margarita, bir kulağımda yaz şarkılarım diğer kulağım kızlarla dedikoduda kendi küçük dünyamda takılıyor da olabilirim. Yeterince (yani herkesi sinir edecek kadar) girmişim tatil moduna değil mi? O mod değişikliği süreci biraz uğraştırdı ama. Önce playlistimi yeniledim, ruh halimle birlikte. Biraz çıstak, biraz chill-out, sonlara doğru hepten upbeat çalıyor artık her ikisi de. Omuzlarımda ağırlaşan yükü attım üzerimden, hazır birkaç kiloyu da atarken (yok o göbek asla benim değildi). Tatile giderken yanıma bavulum dışında sorumluluk almıyorum.

 
Asimetrik Kaftan
Topshop


Kokteyl eşliğinde bir chill-out şarkısı olarak, bikinimin ve elimdeki soğuk içkinin en yakın arkadaşı olacak kendisi. Ayrıca bronz bir tende turuncudan daha iyi duran bir renk, tek omuzdan daha iyi bir dekolte tanımıyorum.


Bikini

Shimmi
 

Her playlistin bir klasiğe ihtiyacı vardır. Bikini konusunda asla maceraperest değilim, ip izlerinde riskten hoşlanmadığım için. Shimmi'nin küçük yıldızcıkları, D&G'nin sonbahar defilesindekilerin kardeşleri gibi ama H&M ya da Koton'daki tribal desenler de bu yazın işini görebilir pek tabii.


Neon Şort
   
Current/Elliott
 

Kesinlikle bu yazın hit'i. Hit bir parça olmak için de her şeye sahip; kısa, renkli, her gün görülecek ve giyilecek ama bir sonraki yaza muhtemelen o kadar da popüler çıkamayacak. Beyaz t-shirt'ten başka bir şeye ihtiyacı yok. Ne kadar küçük ve renkli o kadar iyi. (Evet benim pastel dünyamda neon ancak bu kadar parlayabiliyor.)



Süper Topuklu Sandalet
Topshop



Up-beat'ten kastım tam anlamıyla bu. O kadar yüksek ki tüm günü flip floplarla geçirdikten sonra boydan yana eksikliğimi telafi edebilir. Ayrıca halat detayı bu yazın onaylanmış micro trendi. Kesinlikle sabaha kadar beraberiz. Gerçi bu topuklarla o beraberlik en yakın koltukta sonlanabilir ama bu riski göze alıyorum.


Uzun Elbise
Marc Jacobs


Gösterişli bir final şarkısı gibi. Böyle bir elbisem olsa yemin ederim her akşam giyerdim. Zaten parasını da ancak o kadar çok giyersem çıkarabilir (bi' şey değil canım hepi topu bin dolardan biraz daha fazla). Yani şimdi tekrar düşünüyorum da tatil yörelerimizde bolca rastlanan şile bezi de değerlendirmeye alınabilir.



Herkese Bodrum'dan sevgiler...
(Bu sene Çeşme haddinden fazla pahalıydı.) 




Post Arkası:


"Yazar yıllık iznini kullanmakta olduğundan" pozu bile Aslı verdi.
Fotoğraf: Canan O.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Saf, Beyaz, Taze


Ve sonunda yılın o zamanına geldik! Küçük beyaz elbiseler nihayet yine resmen bu yazın da modası oldu. Herkes her yerde okudu değil mi, küçük siyah elbiselerin yerini bu yaz küçük beyaz elbiselerin aldığını? Çok ilginç çünkü bir önceki yaz inanır mısınız hangi renk elbise modaydı? Beyaz. Peki bir önceki sene? Yine beyaz. O nedenle oturup da saatlerce beyaz bir elbisenin bir kızın gardrobuna faydalarını anlatacağım cümleleri bekleyenlerin vaktini daha fazla almayayım, çünkü anlatmayacağım. Haksızlık yani beyaz saflığındaki bir renge sanki daha önce hiç yokmuş da bu yaz öyle birden keşfedilmiş bir renk gibi davranmak. Kate (Middleton) giymeden evvel de vardı, bu sene Cannes'da kırmızı halıda belirmeden evvel de. 






Onun yerine geleneksel celebirity üçlüsü kolajına, hatta Cambridge Düşesi'nin yanına kendimi nasıl da yerleştirdiğimi anlatayım daha keyifli. Koskoca Floryashire Betty'si yani, bir elbiseyi giydikten sonra nasıl ayakta durması gerektiğini bilemiyorsa, bunu kendisinden daha zayıf, daha ünlü ve daha bronz insanların arasında karşılaştırmalı olarak görmelidir. Ayrıca bundan sonra asla ama asla Beyonce'nin bacaklarının "çooook kalın" ve Mischa Barton'ın nasıl da birkaç yıl içinde "dana gibi" oluverdiğine ilişkin görüşlerimi, en azından toplum içinde, beyan etmeyeceğim. Düşmez kalkmaz bi' Allah işte. 






Bu sene de pek tabii yeni yeni küçük beyaz elbiseler çıktı. Carven'in asimetrisi, Paul & Joe'nun flörtöz fırfırları ve Topshop'ın super trendy göbeği açık kesitlerinde gözüm kalmadı değil. (Kendimi tekrar etmeyi seven bir tarafım mı var ne?) Ama dolabımdaki beyaz elbiseye fuşya ruj sümeyi ben daha evvel akıl edememiştim. Aynı elbise, bir başka organizasyonda kırmızı çizgili ayakkabılarla da bir başka tur yaptı. Esasında beyaz elbise meselesindeki sevdiğim nokta buydu. Moda dediğimiz üç günlük dünyada her dakika bir şeylerin sürekli olarak yenilenmesini, eskimesini, değişmesini bazen hiç istemiyorum. Bir şeyler aynı kalsın da ben kendimce tazeleyeyim, aynı elbiseyi yeniden giymek için bahane üreteyim ve o arada modası geçmeyiversin. Şimdi mesela seneye çizgilinin modası geçerse ve bir de üzerine espadrillerimizi unutmaya mahkum bırakılırsak ben ayakkabılarımı bir süre rafa mi kaldıracağım? Hiç de bile! O zaman da arkası açık ayakkabılar moda olacak.




Post Arkası

-O fotoğrafın kadrajı yamuk olmuş.
-Crop'layınca olmuyor mu?
-Kadrajı yamuk ama!
-E tamam işte crop'lasan?

Fotoğraf: Canan O.
Diğer görseller: Getty Images, People

Merak edenlere;
Elbise: Topshop
Parka: Canan'ın, Mango
Çanta: Teyzeciğimin gençliğinden
Ayakkabı: Christian Louboutin

Kate Middleton'ın elbisesi: Reiss
Olivia Wilde'ın elbisesi: Calvin Klein

7 Haziran 2011 Salı

Tasarımcıları da Vururlar

Gaga'dan önce ne giyeceğimizi gerçekten bilemiyorduk.

Pardon ödüllendirirler. Nedense hep kaybedenlerin gözünden bakıyorum şu ödül törenleri meselesine. CFDA (The Council for Fashion Designer of America) Awards, yani ödül törenlerinde ünlüleri giydiren tasarımcılara verilen ödüller, 6 Haziran akşamı gerekli kişilere dağıtıldı. Marc Jacobs da mesela Lifetime Achievement Award başlıklı bir şey kazandı ama ödülün ismi kendisini yaşlı hissetmesine neden olduğundan (moda dünyasındayız ve sen de 48 yaşındasın şekerim, bundan sonra aksesuar olarak ancak baston kullanabilirsin!) bu başarıdan o kadar da memnun kalmadı. Bir moda ikonu olarak Lady Gaga da ödül aldı ve umuyorum bu, kıyafetleri yüzünden batan şarkıcıyı için biraz olsun rahatlattı. Batarken en azından elinde batmasına neden olan ödülü tutuyor olacak. Benim gözlerim yine Karl'cığımı aradı ama kendisi maalesef o akşam yoktu. Dolayısıyla da elimizde ancak bunlar kaldı:

Pembe super-girly mini bir elbiseyle Erin Featherson içimdeki flörtöz kızın ne giymek istediğini anlatıyor. Bende artık 80'lerine geldikleri izlenimini uyandıran Olsen Kardeşler, ki kendileri Swarovski Ödülü için adaydılar, zamanında kutu kutu bir çanta hakkında ne kadar da haklı olduğumu kanıtlamaktalar. En sağdaki mini Vera Wang gelinlik tasarlamak için fazla cool görünmüyor mu?

Kadın giyim tasarımı ödülünü Proenza Schouler (Liv Taylor ile poz veren Jack McCollough ve Lazaro Hernandez) almış olabilir, hatta Marc Jacobs ödülünü Soffia Cappola'nın ellerinden almış da olabilir, ama Michael Kors üçünden de daha winner havasında. Ayrıca Miranda Kerr siyah bir elbisenin nasıl giyilmesi gerektiği konusunda kurs açsa, ben kesin giderim. 

Drapenin ustası Donna Karan'ın bu ünvanı hak etmiş olmasının elbette bir nedeni varmış. Kalem inceliğindeki insanların diyarında gösterişli duruyor. Opening Ceremony için bir koleksiyon tasarlayan Chloë Sevigny'nin giydiklerini sadece kendisinin üzerindeyken görmeyi tercih ederim ama kimseye mani olmayayım. J Crew'u adam eden ve be nedenle dolaylı da olsa Gap'in baş tasarımcısının başarısız addedilip işinden olmasına neden olan Jenna Lyons hiç de öyle hırs küpü bir hali varmış gibi durmuyor ama ayağındaki Isabel Marant'lara bakıyorum da hmm belki de?!

Post Arkası:

Bu postun sıcak servis edilesi vardı.
Fotoğraflar: NY Mag

Gölge


Jackie O, biraz kenara lütfen...
John Lennon'u da şöyle daha rahat bir yere alabilir miydik?
Janis Joplin'imi de güzelce yerleştireyim.
Sakin olabilirsiniz 5 çayına ruhani kimlikleri çağırmadım.
Yuvarlak çerçeveleri yaz güneşine hazırlıyoruz.
 Hep cool'du esasında ama tam şu anda biraz daha cool.


Ben aslında çerçeveleri oldum olası yuvarlakça sevmişimdir. İnsana kattığı biraz hippy, biraz alim havayı sadece ben hissediyor olamam değil mi? Biraz eskimiş kılıklı olmanın verdiği görmüş geçirmişlik etkisi de olabilir gerçi. Tekrar bakıyorum da sanki biraz safari hali bile olabilir. Nedendir bilmem ama az biraz alim bir gezgin (misal Indiana Jones) nedense kendini hep kaplanların arasında bulur. Ya da daha gerçekçi olarak yaz sıcağında gökdelenlerin ortasında... Yani sonuçta şehir de bir çeşit hayatta kalma mücadelesi. Kalkanlarımı indirdiğim anda hazırım. En sağlam ve en favori savunma mekanizmam güneş gözlüklerim olur. Hem güneşten koruyor insanı, hem gözden kaçırmak istediklerinden. Bazen de gölge edilmesinden başka ihsan istenmiyor.




İdil'in vintage Ray-Ban'leri şu anda kendisinden başka hiçbir yerde yok maalesef.
Ama bu mevsim bulunabilir noktalarda;
Prada'nın art deco saplı çerçevelerinin kıskandıracak bir güzelliği,
Ray-Ban'in klasikliği,
Oliver Peoples'in alacalı deseninin mükemmel bir uyumu var.


Ah işte Johnny de geldi!.. O zaten hiçbir zaman buralara pek ait değildi.


Post Arkası:

Fotoğraf: Canan O.

Merak edenlere;
İdil'in
Gözlükleri: Ray-Ban
Kolyesi: Alaçatı'dan
Bluzu: Zara

2 Haziran 2011 Perşembe

Postmodern Aristokrasi

70'lerin Hakiki Sloane Ranger'ı: Diana
Bu sayımızda gelen yoğun istek üzerine Cambridge Düşesi, yani 50 sene kadar (Elizabeth ölmezse daha bile uzun bir zaman) sonrasının olası (Windsor ailesinde hiçbir şey kesin değildir) kraliçesi Kate ve Kate'in kızkardeşi olmaktan öte herhangi bir meziyetine rastlayamadığım (ıııııı biraz kıskançlık var evet, keşke benim de ablam Kraliçe adayı olsaydı, bütün zor işi o yapar ben de ortalıkta görünerek ünlü olurdum... Ama bir ablamın bile olmaması nasıl bir talihsizliktir!) Pippa'nın modern Sloane Ranger tadındaki İngiliz stillerini inceleyeceğiz. Ve bu haddinden uzun ve iç-sesli cümlenin sonuna kadar gelebilenlere bir senelik Hiç Kıyafetim Yok üyeliği "Peki, Kıyafet Nasıl Edinilir?" klavuzuyla birlikte hediye... Detaylar bilahare...

İster beyaz bir Temperley olsun, ister ten rengi mini bir French Connection ya da parlak mavi bir Issa, ve her ne kadar hiçbiri birbirinden çok farklı görünmese de uçuşan elbiselerin üzerine giyilen siyah ceket bir gardrop demirbaşı olarak bu stilin mühim bir parçası.

Konu iş olunca Pippa'nın hayatında daha fazla renge yer var. Sanıyorum Reiss elbiselerle Obama'larla buluşmak ya da nişan fotoğrafı çektirmek, parti planmak üzere ofise Zara elbiseyle gitmeye pek benzemiyor. Reiss'ı Türkiye'den edinmek zor ama buradaki muadili İpekyol ve ablası Machka'da drapeleri güzelce yerleştirilmiş krem rengi hanım hanımcık elbiselere rastlanabiliyor.

Formalite demek etekle aynı hizaya inen palto demek, hatta 24 saat içinde tükenen klasik bir Burberry trench demek de olabilir. Ya da koyu renk ince topuklu ve sivrimsi burunlu ayakkabı da makbul. Mevsimlerden yaz olması nedeniyle trench'lerde bir kıtlık durumu söz konusu Türkiye'de ama az sabır lütfen, eminim sonbaharda etek uçları fırfırlı onlarca model çıkacak. Konu kızsal detaylar olunca gözüm Mango ve Twist'in üzerinde.

Mavi rengini seviyorlar mı ne? Kate'in Zara elbisesinin altındaki siyah dolgu topuklar, şekilde görüldüğü üzere düğünden önce, sonra ve daha pek çok casual organizasyonda karşımıza çıktı. Pippa'nın mavi Zara ceketinin altındaki babetleri ve kendisinin adını taşıyan LK Bennett çantası da tekrar tekrar tedavüle sokuldu. LK Bennett'imiz yok ama Matraş'mız var, çok benzer derli toplu iş kadını çantalarını her sezon yapan. Bu arada evet, Zara'yı da seviyorlar.


İşte yukarıdan da anlayabileceğimiz üzere bir adet kraliyet ailesi ve yeterince medya mensubu işin içinde olunca stilsel anlamda herkes gelişebilir. Pippa'nın derin dekolteleri (Temperley) ve Kate'in derli toplu muhafazakar görüntüsü (Issa) baki kalmış ama en soldaki hallerine kıyasla baya yol katetmişler.

Alengirli ayakkabılarımızı, eğlenceli çantalarımızı, renkli jean'lerimizi ve kısa elbiselerimizi rafa kaldırdığımızda prenses olmaya hazırız. Ama bari o mini elbiseler kalsın istediysek o zaman bizim yerimize bunu yapabilecek (ayrıca gülüşü güzel olsun diye dişlerini törpületebilecek -vallahi dedikodu basınının yalancısıyım!-) bir ablaya ihtiyaç var. Hayat adaletsiz.

Post Arkası:

Bu yazı anlatmak istediklerimi benden daha iyi anlayabilen My Dear Brit Canan O. içindi.

Fotoğraflar: Glamour UK, Mirror
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...