29 Nisan 2011 Cuma

Betty of Floryashire


Yok bu sefer kendimden bahsetmeyeceğim. Başlığını attım yeter. Bugünkü konum Catherine of Berkshire, nam-ı diğer Waity Katy, ya da siz kısaca Kate de diyebilirsiniz. Hani evleniyor ya, biz de üzerimize vazifeymişçesine ilgileniyoruz. Çok çağırdılar beni ama gitmedim. "İşim var o gün, cumartesi yapsanız olmaz mı?" dedim ama yok o gün İngilizler pub'a bira içmeye gidiyorlarmış, yok referandum çok yakınmış da o yüzden olmazmış. Neyse dedim siz bilirsiniz koskoca Floryashire'dan temsil olmayacak artık ama n'apalım! Sevgili Düşes Annem ise malikanedeki işler ve biraz da Elizabeth'in çok evvelden çıkarmış olduğu bir kıskançlık nedeniyle törene icabet edemeyeceğini söyledi, bana tabii. Kendisinin Kraliçe'ye ilettiği mektup daha şaşaalıydı. Zaten o kadar zahmete girmektense oturur ekran başından dedikodu yaparım daha iyi, Canan'la hem de. Hem de yakın bir gelecekte evlenecek olan ve kraliyet törenlerine (daha doğrusu her türlü törensel aktiviteye) meraklı ve heyecanlı bir Canan.


"Ayyy rengarenk şapka her yer! Siz de böyle gelsenize benim düğünüme!" Canan'ın tören üzerine ilk profesyonel yorumu oldu. Sonrasında birkaç insan (evet çoğalıyoruz, Begüm ve Asena geldi) aramızda renk paylaşımı yaptık; pembeler, kırmızılar havada kapıldı. Bu arada birkaç mühim davetli daha Westminster Abbey'e doğru yöneldi, Kraliçe sarılar içinde (evet o yaşa o sarı oluyor) pek zarifti ve Kate kuyruğuyla birlikte arabasına sığışmaya çalıştı. Bizse ekrandan bakarken sağ-sol, yukarı-aşağı hareketlerle arabanın içini göremeyeceğimizi anladık. Neyse ama Canan'ın düğününde ne giyeceğimizi biliyoruz.


Nefeslerin tutulduğu anda Canan, Prens William'ın ifadelerini okumaya çalışır: "Yok yok çok heyecanlı bu, baksana ağzını toplayamıyor... Tafta modaymış bu sene" gelin olacak kız bilir diyorum ve susuyorum. Ayrıca, saçı salık olmasına rağmen "derli toplu" ve duvağı da "güzel"miş. Ben daha yeni anlamlandırabiliyorum neden son 15 dakikamızı duvağın ucunda ne olduğunu keşfetmeye çalışarak geçirdiğimizi, önemli bir ayrıntı olsa gerek. Begüm'e göre gelinlik "çok kalıp gibi". Tam o sırada odaya dalan Aslı ise, gelinlik kavramından külliyen haz etmeyen bir gelin olarak, bileklere kadar uzanan dantelleri görünce çığlık attı: "Bu ne! Çok dantelli! Prenses olmuş ama hiç şık olamamış."



Bundan sonra ne mi görürüz? Sarah Burton'un şanının alıp yürüdüğünü mesela, bir senede ustası Alexander McQueen'i solladı nerdeyse, saraya yazdırdı adını. Bence sokaklardaki yorumu muhtemelen dantel V yaka patlaması ve eteklerde pileler (halihazırda bu sezon çoklukla mevcut) şeklinde olacaktır. Kate'in gelinliği benim zevkime göre fazla kapalıydı, anneanemin gelinliğine benziyor valla, herkes (moda aleminden bahsediyorum) Grace Kelly'ye benzetti ama. Ancak malumunuz Nimetçiğim zevkli kadındır yani. Gelinliğin arkasındaki kabartılılı kat kat pilelerin duruşunu sevdim, kuyruk kilise merdivenlerine yakışıyormuş, her ne kadar normal gelinler açısından pek pratik bir şey olmasa da. Öğrendiğimiz derslere göre bir gün bir kraliyet düğününe katılacak olursak, tepeden tırnağa aynı renk giyebiliriz, o ağır ortamda şık oluyor, özellikle şapka da o kılığa dahilse. Victoria Beckham'ın kafasına ne koyduğunu hiçbirimiz tam anlayamadık, biraz Louis Vuitton biraz kurumuş dal hali vardı, ama tepeden tırnağa lacivert iyiydi. Prenses Beatrice'in kafasındaki toz pembe fiyonkumsu çerçeveyse arka sıradakilere enteresan bir seyir zevki yaşatmış olmalı.


Aslı şu anda davetli listesi yapıyor. Canan telefonda benim anlamadığım ayrıntıları konuşuyor, kesinlikle dantel olsun istiyormuş ama gelinlikte. Bense bir gün mühürlü bir mektup alıp da herhangi bir Avrupa aristokrat ailesinin soyundan geldiğimi öğrendiğimde hiç şaşırmayacağım. Ya da o haber, prens olarak beyaz bir atın üzerinde, büyükçe tek taş bir yüzükle gelse de olur yani.


Post Arkası:

Fotoğraf çeken Canan değil, diğeri, esmer olan.
Artık Cambridge Düşesi oldu tabii Berkshire'lı bir hali kalmadı pek.

Görseller: Guardian, BBC, People

25 Nisan 2011 Pazartesi

Baharın 40'ları


Biri gelir ortaya bi' şey atar ondan sonra herkes aynı şeyi zikreder ama kimse ne olduğunu anlamaz. Colour-blocking dedi mesela bir akıllı bu bahar için, şimdi 40 deli bi' taşı kuyudan çıkaramıyoruz. Üstelik de şimdi geçen yazdan kalan ne varsa 40'ımızın da gözüne renksiz geliyor. Meselenin renk kısmını hepimiz anladık tamam da blocking nedir? Her renk birbirini bloklayabilir mi? İlla kıyafetlerde mi olması gerekir? Çantayla ayakkabı mesela birbirini bloklasa makbul müdür? Eğer her yol mübahsa bu işte kesin bir terslik var ama neyse; üşenmedim -konu alışveriş olunca inan asla üşenmem-, kolayından bir elbise beğendim. İşin trend boyutunu kapsıyor mu açıkçası emin değilim, ben sadece turuncunun bir tonuyla pembenin belli bir tonunun yan yana koydun mu güzel durduğunu bilirim. Gençtim o zamanlar, sene 2002 bilemedin 2003, Versace de yapmıştı o numarayı, hatta Beyoncé de poposunu sallamıştı o esnada. Şimdi başka başka renklerle Jil Sander da yapıyor H&M de. Bundan 40 sene evvel de başka birleri yapmıştır eminim ama allahtan yaşım elvermiyor o günleri ilk gözden hatırlamaya ve anlatmaya. Ah ah zaman geçiyor... Ve her şey değişmiyor da kendini mi tekrar ediyor? Nasıl yani? 




Yukarıda görünen köy için ayrıca klavuz vermeyeceğim. Renklerin en canlılarını kombinleyince istenen yere varılabiliyor. Eskiden de bahar geldiğinde renklenirdi her taraf. Dolayısıyla tamamen insanın içinden gelen bir dürtü. Bu senenin çok da bir farkı yok yani bir öncekilerden, terimsel anlamda da. Renkleri bloklama, yani nam-ı diğer gözün hangi rengi seçeceğini bilememe hali. Baharın 40'ı çıktı artık, her ne kadar sıcaklık ancak 15 derece sınırını zorlasa da. Anlamlandırmaya ve matematiksel açılımlara çok da ihtiyacımızın olmadığı bir noktadayız, önemli olan sabah uyanınca ilkbaharın renklerini ve parlaklığını hissetmek.    

Peki geçen yazdan kalma pastelleri ne mi yapacağım? Diyorum işte esasında o taşı o kuyuya atan asıl akıllıdır. Sonra 40 gün 40 gece düşünse taşınsa bile 40 kişi yetmez ordan çıkarmaya. Neyse ben de ten renklerinin ve siyahların üzerine de canlı renkleri koyunca da blok olacağına inanıyorum. Araştırmalarıma göre konunun o kısımları, hangi renklerin kimleri blokladığı gibi mesela, biraz muallak. No problemo! Bu sene ne yaparsak caiz. Anladığım kadarıyla yeterince renkli olan her şeyin adı colour-blocks! Bu arada, ilkbaharın kendisini soracak olursanız, o bu sene külliyen 40'lara karıştı.



Post Arkası:


Fotoğraf: Canan O.
Defile Görselleri: Fashionologie

"Cümle düştü, o cümle düştü görmedim değil!"
"Canan sen anlattın ama ben hala anlamadım o kadar güneş vardı ama fotoğrafta hiç yok."


Merak edenlere;
Elbise: H&M

19 Nisan 2011 Salı

Sakin Ol!



Bazen olayları kontrol edemiyoruz, doğrudan kendi hayatımızla ilgili de olsa. İsteyen Merkür'ü suçlasın, isteyen patronunu, sevgilisini, en iyi arkadaşını ya da bir şişe şarabı. Bazen istediğimiz kadar kontrol edemiyoruz, ya da içten içe kontrolü  bir kenara bırakmayı seçiyoruz. Bazen engel olamıyoruz olayların bir yöne doğru hızla hareket etmesine. Bazen akışına bırakmak lazım, ayakları uzatmak ve hayata uzaktan bir bakmak, pazar sabahına uyanıp bir ay sonraki deadline'a bakar gibi. Bazen sürprizlere izin vermek gerek, her şeyi kendimizden beklememek. Sakinlikle karşılamak lazım, sonra da bilmiş bilmiş sırıtmak. Mesela kimse 10 ay evvelinden bakıp da öngörmedi, kırmızı skinny pantolon bu (gelemeyen) ilkbaharın en güzel rengi olabilir diye. Ama oldu işte, olmuş bir kere. 


Eğer bu ilkbahar size de fazla gri, kararsız, tutarsız ve panik halinde yağışlı geldiyse renksizin arasına bir tutam kırmızı gayet iyi geliyor, test edildi - onaylandı. Tamam, havanın rengini değiştirmiyor ama en azından insanın ruhsal rengine etki edebiliyor. Koskoca arabaları durdurma gücüne sahip bir renkten bahsediyoruz burada; pekala hızla akıp giden diğer şeyleri de durdurabilir yani. O nedenle her su birikintisinin yanına da bir kırmızı işaret konmalıdır. Pardon, konudan sapıyorum. Şehir değil de kıyafet planladığımıza göre biraz dağınık, biraz romantik, biraz rock 'n roll, biraz iddialı olmasında sakınca yok. Daha parlak renklerle daha da parlayabilir ya da pudra renkleriyle cool durabilir. Bilemiyorum ben de nasıl olmasını istediğimi ama zaman zaman bilememeyi sevmiyor değilim.


Bazen müdahale etmemek iyidir esasında, ya da kararsız kalmak. Bilemediklerimle, beklediklerimle, bakıp göreceklerimle iyiyim ben şu anda. Bir durup düşüneceğim önce, biraz susup seyredeceğim. Aceleye ne gerek var? En iyi kararlar en sakin alınan kararlardır. Bu teorim kendisini kanıtlamayı başarırsa da, kendi kararsız karakterim için baya inandırıcı bir mazeret üretmiş olacağım. Değerlendiriyorum şu anda, karar verirsem size geri dönerim, ya da dönmem bilmiyorum. Paniğe hiç gerek yok.



Post Arkası:

Fotoğraflar: Canan O.
Diğerleri: Fashionologie

"Şimdi Merih sen önce amuda kalk sonra parande atarken Canan seni çeksin!"
Bir Canan klasiği: "Sakın kımıldama! Sakın sakın sakın sakın sakın..."

Merak edenlere;
Merih'in 
Pantolonu: Zara
Bluzu: Forever 21
Ceketi: Urban Outfitters
Ayakkabıları: Bambi. Sonradan sahibinden düzeltmesi geldi: "aaaaa Zara'ymış"

12 Nisan 2011 Salı

Son Rötuşlar



Rujumu sürmeden çıkmam, imkanı yok, hatta kırmızı olmak zorunda. Bir de mascara sürmek gerekir tabii. Yanakları allıkla da renklendirelim ki sağlıklı görünsün cildim. Çok mu oldu yoksa? Allığı biraz yedireyim o zaman. Daha ışıklı bi' yerde de tekrar bakmalıyım. Kimde ayna vardı? Ya bu kalemin kuyruğu olmamış. Saat kaç? Ne geç mi kalıyorum! Bi' saniye içinde hazırım gerçekten, siz inin aşağıya ben şimdi geliyorum... Son rötuş sonu gelemeyen bir mükemmeliyetçilik halidir. Ama dalmaçya desenli leopar renkli şapka ve fransız çizgili bluz aceleden öyle uyumsuz denk gelmedi. Bilerek ve isteyerek öyle oldu, özellikle çok da mükemmel olmasın diye.


Missoni Ilkbahar/Yaz 2011


İlgisiz desenleri ve renkleri başarıyla karıştırmanın olayı "öyle denk gelmiş" olmasıdır, "aynaya bakmadım canım evden çıkarken ama nasıl olduysa olmuş!" gibi. Ama ya aynı renk tonlarında ya da ayni desenlerde gezinmesi gerekir. Biz kahve-bejlerle oynadık, Missoni geleneksel zigzaglarını kurcalamış -vay canına kendimizi Missoni'yle de kıyasladım!-. Açıkçası bu işin masterchief'i olmadığımdan güvenli ve daha sakin bölgelerde gezinmeyi tercih ederim. Aksi takdirde "bu ne hal! bu ne kılık!" riski söz konusu ve karanlıkta giyinmiş olmak şık bir mazeret değil. Zor kombinasyonları başaranlara şapka çıkarıyorum, ama tehlikeli buluyorum. 20 değil bundan birkaç sene sonra fotoğraflara bakarken -moda artık on yıllarda değişmiyor malumunuz- ne düşündüğümü sorgulamak pek keyif verici olmayacak -been there, done that-.


Issa Sonbahar / Kış 2011

Ama şapkanın geniş kenarlarına gelince, işte onu başarıyla sorgulayabilirim. Şapka adı verilen aksesuarı en gösterişlisinden severim. Bu senenin, hem yazın hem de kışın defileleri de kanıtımdır ki dev şapkalar makbuldur. Modanın ibresi 70'lere dönmüşse şapkanın kenarları gerekirse güneşten gerekirse yağmurdan korur. Tam baharlık oldu valla böyle, deseni de havası da biraz ondan biraz bundan kararsızlığında. Soğuğu kıştan, güneşi yazdan ya da yağmuru kıştan, yazdan da ıııııı... İlkbaharda yaza ait başka bir şey bulamadım, arada sırada güneş açıyor işte onunla idare edin. Hava ancak mayıs ayı gelince rötuş yapmaya başlıyor hal ve tavırlarında.




Post Arkası:


"Tam bir Aslı pozu!"


Şapka: Vakkorama


Fotoğraf: Canan O.
Diğer görseller: Guardian

TTnet, T.C. mahkemeleri ve bilumum alakalı kuruluş korkarım BlogspoRt'u gençlerin spor neym bi' aktiviteler yaptıkları bir çeşit takım ya da spor mağazası zannediyor olmalı. O nedenle hangi server'i açacakları konusunda da kafaları karışmış. Yani esasında hala "resmen" kapalıyız.

8 Nisan 2011 Cuma

Zaman Sorunsalı



Ya yeterince zamanın yoktur ya da yeterince paran. Mesela bir sürü defile geçti gözümün önünden -ben evimde oturuyordum kıyafetler yürüyordu, çok verimli!- sonbaharın ve kışın renklerine, kürklerine, dize kadar uzanan çizmelerine baktım ve ne yeri dedim ne de zamanı. Birkaç haftaya kadar meyve desenleri, dümdüz pastel renkleri ve birbiriyle ilgisiz canlı renk kombinasyonlarını giymeyi isteyeceğim nasılsa. Bu ne acele kıştan çıkar çıkmaz sonbahara hemen geri dönmek için?! İlkbaharın bulutları soğuk hava kostümlerini giymeye elverse ve hatta zaman zaman zorunda bıraksa da banka hesabım bi' dur bi' düşün diyor -ki haklı olabilir-. Yok yok yüzümü ayçiçeği gibi güneşe çevireceğim zamanlar yakın ama önce şu bulutların bi' aralanması lazım. Bu arada hazır zamanımız varken anlatayım 2011 kışının moda haftalarından aklımda neler kaldı.




Celine'e bakıyorum ve bu sene sıkboğaz bir kış geçeceğe benzer diyorum. Son 5 senedir rüzgar esince hassas yaka dengesi bozulan bluzlar ve derin V yakalar makbuldu. Artık gömleklerin düğmeleri sonuna kadar ilikleniyor ve kış gelince de boğazlar kapanıyor. Boğazlı kazak modanın unutmuş olduğu bir kış gerçeğiydi ve yeniden gün yüzüne çıktı.




Hayır, bence de yolda bu şekilde yürünmemeli. Ya da yürünebilir, ki sanırım hayli kalabalık bir izleyici kitlesi olur o yürüyüşte. Transparan kumaşlar ve korse şeklindeki kalın kemerden öte benim (ve daha pek çok kişi) için dikkat çekici olan şey kelepçe, pardon çanta, hayır kelepçe. Marc Jacobs'a göre bu kış -fark etmişsinizdir- her şey bir fetiş nesnesi. Bu arada çantaların boyutları mı ufalıyor yoksa benim miyopim mi azdı?




Ve bir gün Karl ile aynı dili konuşacağımız noktaya geleceğimizi biliyordum. Asker botları, küçük topuklar, bol pantolonlar, yağmur yağdığında ıslanmayacak olan paçalar, hanımefendi bluzlar ve ceketler. Önümüzdeki kış üniforma haline getireceğim kombinasyonu görmekteyiz. Ama maalesef ufak bir ayrıntı dışında; ödeyebilecek durumda olmam gerekir tabii, ya da Zara ve Topshop versiyonlarını beklemem. Peki bekleyebilirim, daha zamanı var.




Bir şey öğrendiysem bu hayatta o da Prada ne yaparsa mutlaka tutacağıdır. Yani baya faydalı geçirdim şu 20 küsür yılı. Dize kadar botlar, yılan desenleri, yeni çeşit ekoseler ve belsiz düz kesim elbiseler. Bu yaz herkesin tropikal meyve desenleriyle dolaşmasından sorumlu insan Miuccia ise öngörmesi hiç zor değil; şu anda önümüzdeki kış hep beraber neleri seveceğimize bakıyoruz. Bir de şu çantalara sıkı sıkıya yapışma meselesi var, koldan sallandırmak bir anda eski mi oldu ne?


Ama karar verdim sanki bu sene palto da elektrik mavi olmalı... Ya da hiç değilse böyle balon şeklinde Jil Sander'inki gibi. Paltonun uzun olması diz altına kadar uzayan etek boyları açısından da gerekli sanki değil mi? Ben kendimi inandırdım. Arada birkaç kişiyi daha inandırdıysam ne ala, mesela bankadan bana "tüketici" kredisini verecek olan memur falan...




Fark ettiyseniz 2011 sonbahar modasının bir şifreleme sistemi var. En uzun boylu mankenin yanındaki bir kısa selvide senenin esas trendi duruyor. Ben doğru cevapları kendim dizdim ki mod medyanla uğraşmasın kimse, zaman kaybı. Yarım saatte sınavı bitirip çıkabilirsiniz ama bence oturup biraz oyalanın ki kimse işkillenmesin. Bir şey anladınız mı? Valla ben de... Ayrıca bir de İstanbul'da Shopping Fest kapsamında alışveriş çılgınlığı zamanı. Nope, ben bu etkinlikten hoşlanmıyorum. Zira, alışveriş zamanının mesai saatleriyle sınırlanması gerektiğini düşünen eski kafalılardanım, mağazalarda çalışan insanların da birer hayatı var. Bu işin ekonomik getirileri maalesef benim ilgimi pek çekmiyor. Ayrıca Betty indirim var diye akşamın bi' vakti alışveriş yapmakla uğraşamaz, topuklu ayakkabılarımın vaktinde gitmesi gereken daha şık yerler var... Ciao!




Hmm evet babetleri evde bıraktım... Bale günlerimden kalma olanlar bunlar...


Post Arkası


Son fotoğraf: Canan O.
Diğerleri: Fashionologie ve Guardian
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...