25 Mart 2011 Cuma

Liz Taylor Olmak


Bizim ailede bir söylem vardır, Liz Taylor'ın güzelliği üzerinden dönen. Hatta pek çok koşulda da gerek ironi gerekse iltifat modellerinden uygun olanına göre hemen uygun bir kalıba sokulur: 
"Liz Taylor sanki!"
"Halini bir görecektin! Sanırsın Liz Taylor..."
"Liz Taylor kadar güzel olsa anlayacağım, hiç yakışıyor mu o elbise?"
"Ayyyy maşşallah Liz Taylor gibi olmuşsun!" (arada iyi bir şey demek için de kullanılıyor neyse ki!)
Kısacası ben güzellik kavramının Elizabeth Taylor üzerinden tanımlandığı bir ailede büyüdüm. Ama neyse ki leopar desenli mayonun, kürkün, şatafatlı kıyafetlerle daha da şatafatlı takıları takmanın ve 8 kere evlenmenin eğer gerçekten Elizabeth Taylor değilsen üzerinde iyi durmayacağını çok geç olmadan anlayabilmişim.

Çünkü mesela Temmuz ayında gerek Fransız Riviera'sında, gerekse Humptons'taki yazlıklarda topuklu ayakkabılarımla ve meşhur ipek saç bandımla salınırken hep böyle görünürüm:

Şehre döndüğümde bronz tenimle, kürkümü giymeden çıkmam. (Nasıl da umursamaz zamanlardı onlar gerçek kürk!) Beyazsa eğer, dümdüz bembeyaz olsun lütfen ve saçlar kabartılsın.

Hayır gece kıyafetiyle değil, elimde içki bardağımla "uyumaya" doğru yol alırken, gecelik seçimim her daim Dolce&Gabbana'yı utandıracak cinsten olur, doğal olarak. 

Ve abartmak istediğimde bunu gerçekten yaparım. Anna Della Russo'nun meyve şapkaları yokken 1970'lerde, Liz Taylor'un ihtişamı vardı. Çok fazla bile nasıl fazla durmaz acaba? Kızlar büyüdükçe daha da büyük elmaslara mı ihtiyaçları olur?


Güzel, ünlü, yıldız ya da ikon gibi kavramların sözlük karşılığı olan kişilikler varmış eskiden, Hollywood'u Hollywood yapan. Onlardan birisi daha gitmiş bu dünyadan. Bize de fotoğraflardaki ihtişamı kalmış geriye. Benim referans noktam artık yok. Bizim ailenin gelecek nesillerine "güzel"i nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Ya da belki de psikolojik bir baskıdan kurtuldular ama ben şu an fark edemiyorum bunu.

Post Arkası:

Öğle yemeği muhabbetlerinde geçen cümleler;
-Kendisinin gerçekten bir Twitter accountu var ve 79 yaşında benden daha fazla tweet sahibi!
-Aslında Kleopatra'da Elizabeth Taylor, Kleopatra olarak durduğu yerde güzel, film olarak ekranda oynarken kötüydü.

Fotoğraflar: Fashionologie, Guardian.

23 Mart 2011 Çarşamba

Kuşlar Kadar Özgür


Bu ay düşünecek baya vaktim oldu, Starbucks kuyruğunda beklerken. Anlaşılan mevsim kıştan çıkınca herkes akşamları parti yapmış, ondan sonra gün boyu kahveyle ayılmaya çalışıyor... Nasıl yani, yoksa sadece ben mi? Kuyruğun uzak bir ucunda olunca insan derin derin düşünüyor tabii. Ben de özgürlükle ilgili biraz kafa yordum -neden acaba sonsuz özgürlük yoktur, neden özgür olmak için mutlaka bir bedel ödenmesi gerekir falan diye- sonra baktım düşünürken çok yorulmuşum biraz da başka şeylere kafa yorayım dedim. Serbest çağrışımın etkisi midir, yoksa İstanbul semalarından eksik olmayan güvercinler nedeniyle midir bilemem ama gözüme ve aklıma kuşlar takıldı. Tamam kabul ediyorum, sonbahar defilelerinin micro-trend deseni olmasının da birazcık etkisi olmuş olabilir.

House of Holland
House of Holland'ın kuşları renkli ve eğlenceli, hatta uyumsuz. Lütfen, pembe çizgili çoraplar ile sarılı mavili kuş desenleri ve erkek ayakkabıları? Ama biraz daha bakınca '88 dolaylarında ip atlarken biraz sonra mızıkçılık yapacak Betty'ye benzemiyor da değil, annesinden aşırdığı kırmızı rujuyla birlikte.

Miu Miu
Modayla ilgili bir şeye inanıyorsam o da Miuccia Prada ne yapsa bir ucundan mutlaka tutturacağıdır. Babaannem gibi giyinmemi söylüyorsa, hatta elime de tıpkısının aynısından bir çanta tutuşturuyorsa, valla hiç sorgulamam. Miu Miu'nun kuşlarının etek ve bluz olarak ayrı parçalar halinde olmasını daha çok sevdim sanırım, ben o altlı üstlü takımlar olayına henüz pek kaptıramadım kendimi.

Mulberry
Mulberry'nin nesini bu kadar çok sevdiğimi bir gün anlarsam, söz, size de anlatacağım. Ama buradaki kuşların renklerini, bordolarını, rahatlıklarını, kahverenginin üzerine tünemelerini sevdim sanırım. Büyümüş ama küçülmüş, üşümesin diye çoraplarını çekmiş, ben diyeyim yaş 17 sen de 32. İngilizler'e karşı tuhaf bir zaafım mı var ne?


Elbislerin üzerine desen olarak işlenmiş kuşlar fazla mı geldi? Bir çüft küpe nasıl olurdu? To-do-list'in üzerine tünemiş, kahvesini yeni bitirmiş olanından hem de.






Ehem ehem! Bir moda düşünürü olarak (ciddi meseleler bunlar bkz. moda reklamlarındaki kızgın mankenler), kuşlarla ilgili duruşum tabiki tamamen makara olan tarafında. Kuş yani bu, uçuyor falan, hangi ciddiyet? Ama konu kılık olunca kuşların sempatisini deri montla kırmakta herhangi bir sakınca görümüyorum. Etek ya da pantolon opsiyonel. Ama defile fotoğraflarına bir baktım ve eteğin sanki daha özgür (popüler için yeni bir kelime buldum) olduğunu hissettim.




Post Arkası:
Hmm... Hayır o göbek benim değil. Ben göbek kullanmıyorum.


Merak edenlere;
Çifte kumrular desenli hırka: H&M (biraz daha yakından bakın, gerçekten göreceksiniz desenleri!)
Etek: Vakkorama
Mont: Academia Beymen
Gözlük: Ray-Ban
Küpeler: Begüm'ün


Fotoğraflar: Canan O.
Diğer resimler: Elle

15 Mart 2011 Salı

The show must go on!


Görüşmeyeli anlatayım neler oldu. Tam Milan ve Londra Haftaları'nı gölgede bırakan John Galliano'dan bahsedecektim, hangi ara ırkçı olduğunu sorgulayacaktım, İrem'i de yanıma alıp Oscarlar münasabetiyle milletin saçını, başını, makyajını çekiştirecektim ki mahkeme kararı çıktı. Olmaz öyle rahat rahat fikir beyan etmek, istersen geyik olsun, yine de yapamazsın dediler. HKY de önce "Bloguma Dokunma!" dedi, sistemin sorunlarından dem vurdu kendince, sonra da sine-i millete çekilmeye karar verdi. Baktı böyle de olmayacak, taşınma vakti geldi o zaman dedi. Taşınmak, yeni bir yere yerleşmek çok vakit alıyormuş, arkadaşlar merak ediyormuş neden blogda yeni bir şeyler yok diye. Artık gece uykuları kaçmaya başlamıştı ki, Blogger açılacak haberi geldi, hemen heyecanlandı. Yeni yerine neredeyse taşınmıştı ama hiç alışamamıştı, sığamamıştı HKY. Yani, Hiç Kıyafetim Yok'ta, burada yeni hikayeler olacak, çok yakında.

Tilda Swinton bu yılın Bafta'larında Haider Ackermann smokiniyle
Madem catch up ediyoruz söylemeden geçemem Dior'da John Galliano'nun yerinde Givechy'nin Riccardo Tisci'sini değil de tamamen kendi halindeki Kolombiyalı tasarımcı Haider Ackermann'ı görmeyi isterim. Defile sonlarında alkışları kabul eden şovmen tasarımcılar yerine de beyaz gömlekleriyle ekibin tamamını görmeyi isterim. Kate Middleton, isterim ki düğünde bir Alexander McQueen giysin, ortalık biraz şenlensin. Her ne kadar Sarah Burton bizzat çıkıp bu söylentileri yalanlamış olsa da. 

Sarah Burton'un gelinliğimsi modellerini seçebilenler?
Louis Vuitton Defile'sinde elinde sigarasıyla yürüyen Kate Moss, emekliliğinden beri üçüncü defilesi oldu bu, artık yürümesin podyumlarda, allahın hakkı üçtür yeter artık, diğer mankenler gölgede kalıyor, yazıktır.

Bir de Arzu Kaprol'la tanışsam keşke diye isterim, kendisi Paris'te gösterdi koleksiyonu. Tamam peki tanışamayacaksak da bari şu kum saati elbiseyi göndersin bana. Tanıyan varsa bi' yardımcı olur muydu? 

Japonya'daki deprem herkesi üzdü, beni de. Ama sadece üzüldüğümüzle kalmasak keşke, Türkiye Japonya'ya yardım gönderemiyor mu acaba? Bu arada nükleer santrallere neden karşı olduğumu yeniden hatırladım.

Yazmayı özlemek bir bakıma da güzel oluyor esasında, mahkeme kararıyla olmadığı sürece ama...

Fotoğraflar: Guardian
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...