31 Ocak 2011 Pazartesi

Haute Couture'un Dört Hali

Jean Paul Gaultier defilesinin açılış sahnesi
Moda yoktu, elbise ve terzisi vardı. Ama her dönemin kendine özgü giyim kalıpları, sınırları, estetik algısı vardı. Birileri çıktı, ya sonuna kadar uydu ya da sonuna kadar karşı çıktı. Geriye karşı çıkanlar kaldı, bugün hatırladıklarımız olarak. O karşı çıkanlar, terziliği, yaratıcılığı ve tasarımı yeniden düşündüler. Bir ihtiyaçtı kıyafet, kendini ifade etmenin bir aracı haline geldi. Moda, olmayanı, yapılmamışı o kadar çok aradı ki, sonunda kendi kalıplarını çıkardı. Gerçekdışı, modanın kendisi oldu. Eğer ki moda giyilemeyecek kadar absürd ve gerçeklikten uzaksa, haute couture bu hayalperestliğin "créme de la créme"i olmalı. 2008'de modanın da tüm ekonomiyle birlikte resesyona girmesinin birkaç sene sonrasında "lüks"; sadeliği, futurizmi, asaleti ve ihtişamıyla birlikte geri döndü geçen hafta Paris'te.


Chanel, haute couture'ü yeniden düşünmüş, yürünebilsin diye düz ayakkabıyla bastırmış ayaklarını yere, beli rahat bırakmış. Haute couture'u yaşlılıktan kurtarmak gerektiğini söylüyor Lagerfeld. Tahminim Karl'ın hayalindeki gençliğin yağmurlu havalarda eteklerini savura savura Galata'nın yokuşlarını inmediği yönünde. 

(Giorgio) Armani, geleceği aramış belli ki, uzay gemisi kaptanı şıklığındaki şapkalarla, modern ötesindeki silüetlerle. Ben Neslihan Yargıcı gurur duyardı diyorum, "bum bum bum daldan hop dala" bundan taaa 15 sene önce vardı. Armani'nin esin kaynağı uzay ve pek kıymetli uydumuz ay. Lady Gaga'yı hatırlayanlar?

"Larger than life" bir karakter sahibi John Galliano, provokatörü değil de hanımefendiyi getirmiş podyuma, Christian Dior'un asaletini yansıtmayı seçerek. Moda illüstratörü René Gruau'nun kendi elleriyle getirdiği çizimleri koleksiyonun ana temasını oluşturmuş.

 
Jean Paul Gaultier, ihtişamı kankan dansçılarınından alıyor ve gösteriyi ait olduğu yere, 19. yüzyıl Fransa gösteri dünyasına geri götürüyor. Moda şovu olarak adlandırılan şey gerçekten bir şovsa, Gaultier'in fırfırları, katları, denizkızı kuyruklu silüetleri ve pozları dramanın kendisiydi. 

Biraz taze hava isteyene gazete küpürlerinden, paradan, puldan ve kartonlardan yapılma, mandallarla tutturulmuş elbisesiyle Franck Sorbier pahalı kumaşlar olmadan da couture bir elbisenin yapılabileceğini anlattı, hiçbir ya da her haliyle...

 

Haute Couture kendisini yeniden icat etti, bilindik şeyleri tekrardan paketledi ve özüne geri döndü. Basit şeylerin en pahalısından olsun lütfen! Önemli olan zaten sanat için sanat. Hayalperestlikte sınır olduğunu hiç düşünmemiştim ama realist olan tarafım "Otur oturduğun yerde!" diyor "Boğazdaki yalı fiyatına satılan bir elbiseyi giyip sokağa çıkmayı hayal edemezsin bile!" Sokağa adımını attıktan sonra Oscarlar'a gideceksen tabii o ayrı.

Not:
Fotoğraflar: Guardian

28 Ocak 2011 Cuma

Soru Üzerine

"Pazar günü çok yakın bir arkadaşımın nikahı var. İyi görünmek istiyorum ama abartmak istemiyorum çünkü nikah dairesinde olacak. Hava da çok kötü. Ne giymemi önerirsin?"
Sevim, İstanbul

Kraliçe'nin büyük torunu Peter Phillips ile Autumn Kelly'nin düğün seremonisi, 2008
Açıkçası pazar pazar bu soğukta dışarıya hiç çıkmamanı ve kış stiline uygun olarak kestane pişirip (hatta bulabilirsen soba üzerinde daha da lezzetli olur) evde oturmanı önerirdim ama sanırım bu tavsiyeme pek kulak asmazsın. Biliyorum, içinde yaşadığımız toplumda sosyal sorumluluklarımız var ve bunlardan biri de yakın arkadaşlarımız bir kar-kış pazarında evlenmeye karar verdiklerinde en eli yüzü düzgün halimizle orada bulunmak. Telaş yok hepimizin başına geliyor, ben de mesela kuzenimin düğün şenliklerine katılabilmek için bir Aralık Cumartesi'sinde kelimenin tam anlamıyla selleri yarmıştım ve yağmur çizmeleri o zamanlar moda olmamasından öte sadece tarlada giyilebilen bir şeydi.


Bence bu tip, ailesel organizasyonlarda temel nokta sakin ama şık bir kılık belirlemek. Nikahlar, maceraperest olmaya gerek görmediğim, İngiliz Kraliyet ailesi normlarını benimsemeyi tercih ettiğim (tabii, Paşa Dedem'in soyu Tudor'lara dayanmaktadır) nadir durumlardan biridir. Mesela baharda daha da fazla görmeye başlayacağımız uzunca (şöyle alt bacağın ortasına kadar inen) etekler baya uygun geliyor benim gözüme. Louis Vuitton'un kış sezonunda yalnızca bu modeller vardı diyebilirim ve pek çok bahar koleksiyonu da bu boylardan devam edecek. Ancak, evde kalmış kız izlenimi yaratmamak için ayakkabılarda yüksek topuk zorunluluğu vardır, deri ceket ise opsiyonel.




Bir diğer naçizane önerim pantolondan şaşmaman olurdu. 70'ler akımına şimdiden kapıldıysan hiç durma bol paçalar seni bekler ama ben dolapta illa ki bulunan siyah skinny'lerin birkaç turu daha hak ettiğini düşünüyorum. Pantolonun maskülenliğini en güzel kıran şey de fiyonklardır.



İkisi de açmadıysa seni, elbise üzeri bu senenin gözdesi kürk (yalancı olanı ama lütfen) asla yanıltmayacak bir formül. Ben şahsen detay anlamında yeterli görüyorum ama daha gösterişli istersen tepeden tırnağa kürklerle örtebilirsin kendini, halihazırda bu kadar modayken. Elbisenin eğlenceli olması taraftarıyım, o nedenle gözüm puantiyelere kayıyor, her ne kadar bu yazın büyük çizgililerinden ve renk sütunlarından haberim olsa da. Elbise paltonun arkasından göz kırpmak zorunda kalacağı için küçük ve kendisini tekrarlayan desenler kalabalık yaratmayarak daha etkili olacaktır.


Kendimi bir moda bilgininden ziyade deneme yanılma metoduyla öğrenmeye çalışan bir moda gezgini olarak gördüğüm için buradan profesyonel uzman yorumları yapmaya yelteneceğim hiç aklıma gelmezdi. Ama konu fikir vermek olunca, madem bir de mail adresimi yazmışım oraya, elimi taşın altına koyarım birkaç öneri de veririm. Zaten çok da yeni bir şey söylemedim kış elegance'ının bütün olayı esasında sadece palto, çanta ve yüksek topuklarda. Eğer pazar günü seni kimse beğenmezse suçu benim üzerime atabilirsin Sevim, reklamın iyisi kötüsü olmaz nasılsa. Ondan sonra kıyafeti büyük bir gösteriş içinde çuvallayan her insanın savunacağı en mükemmel bakış açısına sığınırsın: "High fashion şekerim! Siz faniler üzerimdekileri ancak ve ancak birkaç sene sonra anlayabileceksiniz." Bir gün bir bakarsın kehanetlerin tutmuş.

26 Ocak 2011 Çarşamba

İki Ters Bir Düz




Nedendir bilmem kış mevsiminin gelişi de gidişi de mehter marşı kıvamında iki ileri bir geri salına salına olur. Mesela benim için kışın bitmesine Aralık ayındayken de iki ay vardı, Ocak'ı bitirmeye yakılaştığımız şu günlerde de hala iki ay var. Daha da acıklısı Mart başında da hala iki ay olacak, "ısındı / ısınacak / ısınıyor / Aman tanrım bu ne soğuk!" derken. Bu anlamda kış mevsimi pek çok açıdan kurumsal hayatın deadline'larına benzer, uzak ufuklarda görünen ama ulaşılamayan bitiş çizgisi olsun, değiş(tirile)meyen haşin koşulları olsun. Belki benim kışa uygun iki ters bir düz yün hırka örme macarelarım da mevsimsel bağlardan dolayı aynı hazin kaderi yaşamıştır. O kadar uzar ki o örme süreci, yazlar gelir kışlar geçer başlanılan projeler bitirilemez, bitirilse beğenilmez, beğenilse de modası, pardon mevsimi, geçer. Yani sonuçta kurumsal hayat şartları yorgunluktan ve uykusuzluktan, yünlülerse giyilecek şekle bir türlü getirilip de giyilemediğinden üşütür.


Chloé Sonbahar / Kış 2010
O nedenle kış kendini göstermeden ve gerçekten üşütmeye başlamadan evvel ilk yapılması gereken sıcak, yün ve zamana uygun renkteki hırkaya gerekli yatırımı yapmaktır, eğer ki bir türlü örülemiyorsa.  Mesela bu yün dediğin, büyük, gösterişli, gerçekten yün; çıtkırıldım kaşmir gibi değil yani, giyildiğinde ağırlığını hissettiren cinsten. Ama konuya ağırlık girince denge unsuru mühimdir, yoksa insanı olduğunun üç katı büyüklüğünde gösterir. Hırka aşağıya çekiyorsa topuklar olabildiğince yukarı, yanlara doğru büyüyorsa alt kısım olabildiğince dar ya da ince kumaştan olmalıdır, der genel kuram. Ama bu mesele Ocak ortasına kalmışken bir sonraki sonbahar dolaylarına da bir göz atmakta fayda var, çünkü Chloé uzunluklarla ve renklerle ilgili başka şeyler de söyleyecek. 

Chloé Pre-Fall 2011
 Chloé'nin sonbahar koleksiyonu uzunumsu etekleri ve bol paçalarıyla şimdiyi ve gelecek sezonu esasında çok güzel bir noktadan kesiyor. Ama o sular biraz tehlikeli, çok ince proporsiyon hesapları var. O pantolonların ve eteklerin kumaşları sanılandan daha ince ve dökümlü olduğu gibi mankenler de göründüklerinden daha uzunlar. Silüetleri düzgün tutansa renk skalasının çok değişmemesi ve endamın birkaç yerden bölünmemesi. Mesela ya ayakkabıları (çizmeleri) ya pantolonu görebiliyoruz, her ikisini gördüğümüzde de hırka ile etek aynı hizada buluşuyor, silüet başka bir yerden kesilmiyor. Çok teknik oldu değil mi? Beni de aştı valla öyle otoriter otoriter konuşmak, bakan gördü zaten neler olduğunu. O zaman ben gri ve bejin yanındaki kiremit renklerini ve turuncuları görenlere de bol keseden artı puanı verdim gitti.


Topshop


Asıl kış Ocak'ta gelir İstanbul'a ve bir süre hayatımızın bir gerçeği olarak kalır, gitmez. Kurumsal hayat takvimine göre haftalar iki ters bir düz geçer. Mesela bugün tamamen tersimdeyim. Yani anlayacağınız, yün hırkanın çözümünü hızlı tüketim malları bölümünde buldum ama kurumsal meseleleri ne yapmam gerektiğini henüz pek bilemiyorum.



Not:
Fotoğraf: Canan O. 
Fotoğraftakiler: Irem ve hırkası (İpekyol Twist)
Chloé koleksiyon fotoğrafları: Vogue, ama gönül isterdi ki Chloé'nin kendisinden gelmiş olsaydı.

21 Ocak 2011 Cuma

Kürede Moda Göründü


Golden Globes'ta bir "Glee" anı
Hollywood'dan bildiriyorum. Aman canım kimi kandırıyorum, internetin sunduğu fırsatlardan faydalanıp, geçen akşam Altın Küre Ödülleri'nde gördüklerimize tekrardan bakıyorum. Hatta yanımdan geçen Canan'ı da kolundan tuttum, çektim bilgisayarın önüne, öyle her zaman kameranın arkasından fotoğraflamakla olmaz. Angelina Jolie sadece orada görünsün diye the Tourist aday yapılmış, Ricky Gervais açılış konuşmasını yaparken birkaç "mühim" insanı sinirlendirmiş, ne önemi var, Inception'a bir ödül bile vermemişler falan bunlar hikaye. Kırmızı halıyla yeşil elbiselerin, payetlerin, yüksek ökçelerin uyumuna bakınız lütfen! Yaz düğünlerinde hangi renklerin, tarzların revaçta olacağını öğrenmek için takip ediyoruz, sinemasal kaygılar peşinde değiliz yani. Yoksa zaman zaman hayal kırıklığı yaratabilirdi dağıtılan ödüllerin gittiği yerler. İşte kırmızı halı, işte Golden Globes; senenin ilk küresel kitle modası olayı ve keyfini çıkarın, çünkü bu sene moda geri döndü!

 
Tilda Swinton / Jil Sander 


C.O. Kıyafetini çok beğendim ama başka yere mi giyseymiş?
D.B. Ben sanırım günlük parçaların kırmızı halıda kullanılmasını cool buluyorum ve sanki kırmızı halıların ve şaşaanın gittiği yön günlük kıyafetlerin de bu alana dahil edilmesiymiş gibi geliyor bana.


Angelina Jolie / Versace Atelier


C.O. Kahretsin Angelina! Sıfır dekolteyle ve beli lastikli bir elbiseyle bu kadar iyi görünmek nasıl bir cürret! 
D.B. Bunun üzerine çok bir şey söylemeyeceğim ama, kıraathane masası yeşili yani, hep gittiğimden bilirim, ve de güzel olmuş. Bu sene yeşil baya popüler olacak sanırım, tam anlamıyla yeşil olan elbiseleri genelde ödül törenlerinde pek sık görmeyiz.




Christina Hendricks / Romona Keveza


C.O. Bu kadının vücudu çok güzel ama fırfırdan görünmüyor. Boynu nerede?
D.B. Ben o kırmızılıkların arasında Christina'nın kendisini pek seçemedim, kaybolmuş, ki pek de görünmeyecek bir kadın değildi yani. Bu Mad Men kadınları neden bu kadar kötü giyiniyorlar acaba gerçek hayatta?
C.O. Haha! January Jones'u da koyacaktın hani? 
D.B. O kadar kötüydü ki utancımdan koyamadım.


Claire Danes / Calvin Klein

C.O. Ne diyeceğimi bilmiyorum? Bayıldım. Bu kadını da seviyorum zaten. Kimi ne kadar sevdiğime göre mi yargılıyorum acaba kıyafetleri?
D.B. Benim çok ayrı sevgim yoktur bu kadına karşı ama kıyafeti çok beğendim ve bu elbisenin yeterince alkış almamasına şaşırdım. PR'cısı iyi çalışmıyor mudur nedir? Bu arada, bu sene bütün elbiseler yerleri süpürüyor.

Scarlett Johansson / Elie Saab


D.B. Annemin favorisiydi, öyle anlatayım. Ama bence hiç risk almamış. Bidiğimiz derin V yaka ve bildiğimiz yarasa kollar, üstelik bildiğimiz bir renk. Sadece aplike çiçeklerini sevdim elbisenin, ki onlar da pek görünemüyor.
C.O. Ama güzel. Pastel elbisesiyle kırmızı rujunu seviyorum. Pastelleri seviyorum galiba ben.


Natalie Portman / Viktor & Rolf


C.O. Pastel ve kırmızı. Beğendim! Hem de hamile. Kaç aylıktı bu?
D.B. Vardır herhalde bir altı ay baya büyümüş karnı, ama o topuklar iyi cesaret. Ben bu kıyafete bakarken açıkçası kendimden geçiyorum, drapeleri muhteşem. Ayrıca bayadır bu kadar çok pembe görmemiştik kırmızı halıda. Yaz için bir not daha alınmıştır.


Catherine Zeta Jones / Monique L'Huillier


C.O. Buckingham Sarayı'nın perdelerini çalmış gibi... Ay içimi daralttı!
(Bunu yarı-İngiliz bir insan söylüyor!)

D.B. Bence yanlış zamanda yanlış yerdeymiş gibi bir hali var. Yanlış derken, birkaç yüzyıl kadar yanlış. Çok sıradan, çok kabarık ve renk o kabarıklık ve katlar için çok ağır, dolayısıyla da yaşlı olmuş. Yeşili destekliyorum esasında kendi çapımda ama bence de bu olmamış. Kalbim kırıldı, küçükken hayrandım ben bu kadına.

Anne Hathaway / Armani Privé


D.B. O kadar sinirleniyorum ki! Bu kadar çuvallamaya müsait bir elbiseyi bu kadar iyi taşımak, çok büyük başarı.
C.O. Gerçi Angelina'nınki daha çuvallamaya müsaitti, belindeki piliseleriyle, eski moda yani, Queen Elizabeth'in gençliğindeki kadar eski. Ama bu da güzel olmuş.
(Fark ettiniz sanırım Canan Angelina'yı halen atlatamadı.)
D.B. Geçen senenin ten rengi elbiselerine bu sene pul payet işlediler, birkaç örneği vardı ancak özellikle bu örnekte çok başarılı, hem elbisenin olmayan sırt kısmı hem de omuz detayları nedeniyle olsa gerek, sıkıcı değil sürprizli yapıyor elbiseyi. Sanki güçlü omuzlar aynen devam edecek gibi bu sene de.


Emma Stone / Calvin Klein

C.O. Bisiklet yaka gibi günlük bir şeyi kırmızı halıda giymesi bence farklı olması açısından hoş. Bu lafı da senden öğrendim, bkz. Tilda Swinton.
D.B. Aman tanrım referans verildim! Ben değil Tilda'ydı gerçi ama olsun. Konuya dönecek olursak; açıkçası bu kadının kim olduğunun bu elbiseyi giyene kadar pek farkında değildim, ki bir sinema-tv izleyicisi olarak fena değilimdir. Elbise; rengi, modeli, rahatlığı, sade ama feminen olması açısından benim 2011 yazında ne giymek istediğimi anlatıyor.


Uzun süredir sorgulanan bir mesele olarak neden erkek modası hakkında hiçbir şey yaz(a)madığımın cevabı da budur:


Not:
Fotoğraflar: Instyle & Guardian

C.O. --> Canan O.
D.B. --> D. Betty

18 Ocak 2011 Salı

Gri Kuğu


Bazı kuğular vardır, ne siyah ne de beyaz olmayı başarabilirler; ne iyi ne kötü, ne tam anlamıyla sempatik ne tamamen ironik, ne saf ve temiz ne de tehlikeli. Bir de pisi pisileri vardır bu kuğuların hem zarif ve narin adımlar atabilir hem de aklına koyduğu her şeyin peşinden koşabilir. Balerin olmaya gerek yok illa ki o pabuçları giymek için, son beş senede küçükken bale dersi almış almamış herkes giydi. Tam şu meşhur moda radarının dışında kalmaya başlamıştı ki "Siyah Kuğu" babetlere dönüş için yeni bir neden getirdi. Natalie Portman beyaz kuğudan siyahlara bürünme çalışmaları süresince birkaç can yakarken, kıyafetleri tasarlayan Rodarte ve balerin modası sardı 2011'i. Biz de engel olamadık, içimizdeki kuğuları, pardon babetleri çıkardık kışın ortasında. Bahar gelince uçuşan kumaşları ve pastel renkleri de çıkaracağız ama önce film bir gelsin diye bekliyoruz (yaptığım derin google araştırmalarına göre 25 Şubat'mış gösterim tarihi... Aaaaaa...). Bir de Şubat sonrasında havalar ısınır ve bahar gelir diye ümit ediyoruz. Ondan sonra? Tabiki konuya uygun olarak göle gidip dans edeceğiz. 


Natalie Portman, Black Swan


Topshop


"Ballet flats 101: an Introduction" klavuzu der ki her şeyle giyilebilen nadir ayakkabılardandır, yeter ki yağmur ve karda giyilmesin, hem ayakkabıya hem de ayaklara yazık. O nedenle şimdi tutup da bileklere gelen skinny'lerle ya da küçük siyah elbiselerle giyince Audrey hepburn, Fransız çizgilileriyle giyip saçları da kabartınca Côte d'Azur'da salınan Birgitte Bardot havası veriyor demeyeceğim. Hatta bale eğitimli Brigitte Bardot'nun o mükemmel kırmızı renkteki babetlerini dans ayakkabısı ustası Repetto'ya "O kadar rahat olsun ki sanki çıplak ayakla yürüyormuşum gibi..." diyerek yaptırdığı konusuna hiç girmeyeceğim. Her kızın dolabında 4 temel rengin; siyah, taba, kırmızı, ve tercihen yırtıcı bir hayvan (artık yılan olur, zebra olur ya da geleneksel olarak leopar olur orasını bilemem) bulunması gerektiğini söylemeyeceğim. Metaliklerin ve ruganların da ayrı bir karizmaya sahip olduklarına hiç ama hiç değinmesem de olur. Yani herkes biliyordu zaten değil mi? Ama söylemiş bulundum artik, dayanabilenler de okudu, ne yapalım... 


Repetto BB Flats




O halde başka söylemeyeceğim bir şey kalmış olabilir mi? Yok sanmıyorum... Hmm ama belki bir de pastellerin taze bir tarafı var diyebilirdim, beyazla ya da siyahla kullanıldığında ya da tamamen kendi içinde, tonları bile karıştırmadan. Ama belki de tazelik hissi sadece benim algımdır o nedenle bahsetmeyeceğim bu konudan. Tepeden tırnağa aynı renk ve renkleri bloklama önümüzdeki sezona baya baya yolda geliyor diye de söylemeyeceğim, uzatmayayım daha fazla... Yoksa söylese miydim? Evet kararsızım, hem de grinin yüzlerce tonundan herhangi biri kadar. Ama zaten yine de söylemiş oldum değil mi? Belki de kararlı ve inatçı bir siyahımdır, ya da belki hepsinden biraz...


 


Not:
Fotoğraflar: Canan O.
"Sen sakın kımıldama!.. Ben düşüyorum..."

12 Ocak 2011 Çarşamba

Güneş Bi' Açarsa



Faniler yeniyıla bir iki hafta kadar önce çeşitli kutlama, şenlik ve etkinliklerle girdiler; ancak moda camiası 2011 yılına geçtiğimiz Eylül ayında girmişti. Biliyorsunuz Moda Takvimi'ne göre yeniyıl herkesinkinden önce (ya da sonra, bakış açısına göre değişir) Eylül ayında başlar. Dolayısıyla bu takvime mensup grup 70'lerin şal desenlerinin, bol paçalarının, dolgu topuklarının gelişini, meyvelerin domine ettiği podyumları, rengarenk giysileri çoktan görmüştü yani. Daha kış indirimi mi devam ediyor? Çok pardon, Betty o sırada yeni sezonun rafları arasında dolanıyordu. Siz de müziğin sesini biraz daha açın, cat-eye güneş gözlüklerinizi hazırlayın, çilek sepetlerinizi çıkarın, kış bittiği bir ara bahara da gireceğiz! Sabırsız mıyız? O zaman lütfen burdan buyrun; Havaların ısınmasını beklemeden kışın tedavüle sokulabilecek 5 adet baharlık malzeme...




Bol Paçalar

Jbrand / Lovestory
 70'lerin gelişi paçalarından belli olur. Skinny'lerin hakimiyetine bir son olur mu bilemem ama iyi bir rakip olmasını temenni etmekteyim, o alanda bayadır bir monopol durumu söz konusuydu.


Meyve Desenleri




Debenhams
Stella McCartney'in turunçgilleri, Prada'nın muzları, Anna Dello Russo'nun kiraz şapkası... Ya da kendilerini o kadar da kaptırmak istemeyenler için aksesuarlara eklentilenen meyveler daha gerçekçi bir alternatif. Aksesuar derken şapka olarak değil ama tabii.


Düz Ayakkabılar
Marc Jacobs

Söylentiye göre düz ayakkabılar, topuklar artık daha fazla yükselemeyeceğinden, bir "moda anı" yaşamaya hazırlanıyor. Yok yani kar yağarken giyilmeli demiyorum, sadece kendimce müjde veriyorum da, ne kadar yüksek o kadar moda denkleminden artık çok sıkıldığımdan, heyecanıma engel olamadım. Yine de uzun siyah çoraplarla hava ıslak olmadığında giyilebilir diyor içimdeki ses.

Parlak Renkler

Antonio Berardi

Biri değil hepsi bir arada üstelik. Ama şimdilik ağırdan alalım gözümüz alışsın. Bu kışın camelına ve siyahına renk enjekte edilesi, Pantone'nin senenin en popüler rengi olarak lanse ettiği pembe ötesi bir renk olan "honeysuckle" (biliyorum Aralık'tan kalma bu haber) kış depresyonuna birebir. Elbise alacak olursanız siyah kalın çorapla ve siyah kalın bir hırkayla lütfen, üşütmenizi istemem. Cesur hissettiyseniz turuncuyla kombinlemek en popüler seçenek (bkz: Rihanna).

Beyaz T-shirt

James Perse

En beklenen her zaman en sonra gelir. Jil Sander düz beyaz t-shirt'ün altına yeşil, turuncu uzun birkaç etek giydirdi ve her eve lazım sadece beyaz değil bembeyaz t-shirt hiç gitmemiş olsa da aramıza geri döndü. Bu durumun Omo-Ariel rekabetine nasıl yansıyacağını henüz ölçümleyemiyorum.

Ama uyarmak isterim, kullanılan ürünlerin bazıları teşhir amaçlı olup, kullanıldığı takdirde kredi kartında ve banka hesabında kalıcı hasar yaratmaktadır. Pembeler, sorbeler ve daha pek çok parlak renk için H&M'in bahar koleksiyonu, Espadrille modelleri için Beymen Club, jean içinse Lewis ve Topshop'un Moto'su iyi adreslerdir. Bu adresleri gezerken cennete giden merdiveni de aldınız mı? O zaman bekleyin ben de geliyorum!




Fotoğraflar: Guardian, Elle UK

7 Ocak 2011 Cuma

Biraz Ciddiyet

Şekil 1-A

Oturdum, düşündüm. Sonra baktım çok oturmuşum, o kadar düşüneceğim diye, bu iş böyle olmayacak dedim, kalktım her fazla-düşünmüş insanın yapacağı gibi, giydiğinde insana kendisini mutlu hissettirecek bir şeyler almaya elverişli bir yere gittim. Kafam dağılsın diye canım! Dağılması için de dikkatimi tek bir şeye odaklamaya karar verdim ve "erkek mantığı" olarak tabir edilen dümdüz hedefe yönelik düşünce sistemimi yanıma alarak bilinçli adımlarla yola koyuldum. Hedef: Şık ve sıcak hatta gerekirse fırfırlı bir kazak, çünkü üşümek pek profesyonel bir davranış değil. Sonuç: Şekil 1-A'da görmekte olduğunuz yakışıklı. Kendisi beni kutu kutu pense kalıbıyla, ciddi ve cool tavırlarıyla, kendi ayakları üzerinde durabilmesiyle ve bu kışın en parlak kahve tonuna sahip olmasıyla cezbetmeyi başardı. Hayır, sıcak tutmuyor ve eldivenlerim içine ancak sığabiliyor. 



Şekil 1-B Fendi Classico no:1

Esasında ilk bakışta rengini saymazsak Şekil 1-B'de görünen muhasebeci evrak çantasından bozma bir Fendi klasiğini hatırlatmıyor da değil. Ama ben o bilinçle almamıştım esasında. Erkek mantığını almışken yanıma, nasıl olduysa kendimi bir anda  Matraş'ın erkek çantaları departmanında buluverdim (korkarım üstlendiğim rolleri fazlaca içselleştiriyorum). Ama ordaki çantaların evraklar için fazla küçük, erkekler için fazlaca altın süslemelerine sahip olmalarının sorumlusu kesinlikle ben değilim, nereye gidecekleri konusunda benim kadar kararlı ve ciddi olmayan ayaklarım da değil. Peki tamam kabul ediyorum, boyfriend chic stilini fazlasıyla sevmemin ve pratik olduğunu düşünmemin, ayrıca da taba renginin bu sene daha bir güzel parlamasının ve çanta boyutlarının artık küçülmeye başlamış olmalarının da bu sonuca ulaşmamda ve duygularımı alışveriş işine karıştırmış olmamda maalesef büyük etkisi var. 


Şekil 1-C Topshop
 
Şekil 2-A'da görüldüğü üzere taba rengi çantayı siyahların arasında ayrıca bir severim. Aslında en hanımefendi kıyafetlerimle giymeyi istemiştim, ama o gün hava sevgili Mad Men eteğim için fazlasıyla soğuktu. Elde yakışıklı bir aksesuar varsa, yanına her zaman güzel ve sempatik bir kıyafet koymakta bence fayda var. Bluzumdaki kocaman beyaz fiyonku göremiyor olmanız da beni üzdü şimdi. Yine de şekil 2-B örneği, en yakın zamanda hayata geçireceğim bir diğer kombinasyona işaret ediyor. Şemalarla ve şekillerle ilerliyorum, ne kadar da sistematiğim bugün! Bu arada, yeni yıl çözümlemelerimi düşünüyordum da uzun uzun, oturmaya başladığım ilk noktada, sanırım tam olarak çıkamadım işin içinden. Şu boyfriend chic meselesini diyordum, yanımda gerçek bir boyfriend ile daha şık ifade edebilirdim esasında bu sene. Bir de daha ciddi, daha düzenli bir insan olmalıydım ve duygularımı asla mantıksal çerçevedeki konulara karıştırmayacaktım. Hatta ilk misyona da bu hedefle çıkmıştım. Korkarım her şeyi birbirine karıştırmışım...
Şekil 2-A




Şekil 2-B


Not:
Fotoğraflar: Canan O.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Yılbaşında Ne İstemiştim?


Bu sene de öyle çok bir şey istemeyecektim esasında, kaldı ki her sene için birbirinden mütevazi isteklerim olmuştur. Mesela bir sene teleskop istemiştim, babam o zamandan beri astronot, biliminsanı gibi bir şey olacağım diye sabırla bekliyor, her ne kadar bana o teleskopu almamış olsa da. Sonra, bir başka yılbaşında da yönetmen koltuğu ve clapperboard (film çekim tahtası olarak çeviriyor tureng) istemiştim, kamera olmadan ne yapmayı planlıyordum o aksesuarlarla bilemiyorum, sonuçta ne Tanrı ne Noel Baba, ne de ailem kulak astı bu isteğime, halbuki ünlü bir yönetmen olabilirdim bile. Bir de piyano diye beklemiştim, madem sesim güzel değil o zaman sadece çalayım diye, ama o istek de bir iki senelik kampanyanın ardından tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. Bu sene de yine çok öyle tarihe geçecek nitelikte bir hediye almadım kimseden, henüz, o nedenle yazmaya karar verdim ayın 3'üne gelmiş olmamıza rağmen, yani hani belki duyan olursa diye. Cartier Love kolyesinden istiyorum bu sene, hatta Cartier'in o küçük panteri ve mavi gözleriyle birlikte. Ne demişlerdi, isteyenin bir vermeyenin iki yüzü mü karaydı? Gerçi kimin yüzünün kararması gerektiğinden emin değilim bu şartlar altında ama birisi üzerine alınıversin artık.




Banana Republic
 

Bazı takılar vardır hani, bir defa takıldığında kıyafete göre çıkarılması gerekmeyen. çünkü her şeyle yakışır, onlardan birisi bu kolye, varla yok arasında incelikte ama mükemmel bir ayrıntı. Küpelerle takıldığında fazla gelmeyecek, küçük siyah elbiseyi, bir pantolon takımı ya da eteğin üzerindeki bluzu şıklıkla tamamlayacak cinsinden ince, romantik ve uyumlu. Boynun en estetik yeri olan çukurunda kalıyor, kıyafetlere pek fazla sataşmıyor. Tamam peki şimdi herkes istedi değil mi aynı kolyeden? (Koro olarak gelen "haaaayıııır"ı cevap olarak kabul etmediğimi söylemiş miydim?) Hayırcıysanız paniğe gerek yok zaten aynısından maalesef başka bir yerde bulamadım ama romantik ve de incelikli kolye olarak başka seçenekleri araştırmaktan da geri durmadım. Mesela Banana Republic'in küçük oklu kolyesi bir kalbi olmasa da şık bir inciyi tam ortasından daha uygun bir fiyata vuruyor (ama inci gerçek değil maalesef, yoksa makul bir fiyata satılamazdı). Bir diğer seçenek de Zoe and Morgan'ın adı üzerinde Love kolyesi. 119 Pound'unuz yoksa üzülmeyin onun da kolayı Accessorize'da, 20-30 Lira gibi bir fiyatlandırmayla satılmakta. 
Zoe & Morgan

Bence bu kadar laftan sonra kimin yüzünün kararması gerektiği artık belli oldu. Lütfen, Cartier bir zahmet küçük bir kolye gönderiversin bana. Reklam isteselerdi ancak bu kadarını yapabilirdim. Ne demişlerdi, isteyenin bir yüzü nasılsa; bir de "küçük olsun, Chanel olsun" vardı ama onu galiba bir tek ben söylüyorum. Neyse, günün birinde ünlü olduğumda (o kadar eminim yani) bu dizeleri bizzat İngilizce'ye gerekirse de Fransızca'ya çevirip okutacağım Cartier'dekilere. Bu yağmurda, karda, kışta böyle romantik meselelere daldırdılar beni, üstelik de yılın ilk çalışma gününde. Esasında bugün evde oturup kahvemi içecektim ben, ofiste ne işim vardı?

Bu arada, narin bir kolyenin ayrıntısal faydaları olarak giriştiğim ancak bir kızın serzenişleri kıvamına dönen bu metni buraya kadar okumayı başaranları da ayrıca kutluyor ve kendilerine teşekkür ediyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...