29 Aralık 2010 Çarşamba

Hoşgeldin 1102!


Bu sene yeni yıl heyecanı ve telaşına henüz kendimi kaptıramadığım doğru, ama 1102 senesinin bu metin için anlam ve önemi benim yılbaşı sorunsallarımla ilgili değil, üstelik herkes tam tersine 2011'e girmek için geri sayarken. Bizans İmparatorluğu'nda birkaç şey yaşanmış gerçi ama dersimiz tarih olmadığından uzun uzadıya dönemin meşhur kişiliklerini anmak yerine Chanel'in Bizans concept'li Pre-Fall 2011 koleksiyonuna, zengin kumaşlara, brokara ve altın süslemelere referans vermeyi tercih ederim. Puslu ve soğuk bir Aralık günüydü. Ve, bu sahnede perdeye sis çöker, Paris'te olduğumuzu hatırlatması için Eyfel kulesini görürüz uzaktan, ama sis ve pustan ötürü pek net değil, ardından da Coco Chanel'in misafirlerini ağırladığı dairede buluruz kendimizi ve kararlı adımlarla yürüyüp yerlerini alan topukların seslerini duymaya başlarız.


Bir sonraki sonbahara daha 9 ay vardı, Karl Lagerfeld hala ara koleksiyonların mantıklı ve gerekli olduğunu savunuyordu, ki mantık yılın bu zamanında ve bu sağukta ilgimi çekecek en son şeylerden birisi. Kendisine de söylerdim yani: "Haklısın Karl, moda oburları hep yeni şeyler görmek ve almak ister. Finansal krizi falan boşver sen, sooo last season!" Hatta Sevgili Karl'cığım beni görünce kollarını açardı ve yüzünde artık herhangi bir mimik gösteremese de ne kadar mutlu olduğunu şaşkınca ifade etmeye çalışırdı bakışlarıyla (başka bir ifade verebiliyor muydu?), sonra da sorardı: "Nasıl olmuş?" defile için Turkish tea-room olarak dekore ettirmiş de kendisi Coco'nun dairesini. Ben de kıramazdım nazik bir insan olduğumdan, o kadar uğraşmış yani sonuçta: "Ahh, şahane olmuş şekerim! Bizim İstanbul'daki evlerimiz 300 m2 olduğundan bu kadar alanla ne yapacağımızı bilemeyiz o nedenle de hepsinde mutlaka böyle genişçe bir çay odası bulunur, ohh soo authentic..."



Brokar dendiğinde gerçi viktorian etkileriyle Alexander McQueen ve Balmain de akla geliyor, Etro da (aşağıdaki elbise) etnik meseleler söz konusu olduğunda hiç yanıltmaz. Hazır bu sezon askılarda asılı olanlar kendilerini tekrarlayacak gibiyse 9 ay beklemeden ve bankadaki milyonlara (öhhü öhüü) zarar zeval getirmeden brokar görünümlü zengin bir şeyler giymek isteyenlere naçizane tavsiyem: Zara'daki etek ya da Leyla'nın üzerindeki Mango elbise. Bizans'ı iliklerinize kadar hissedesiniz mi geldi? O zaman ipekleri, tülleri ve kadifeleri ekleyin , bir de taç, kolye takıp takıştırırken elinizi korkak alıştırmayın, zengin göstersin. Bizans da borca batmıştı ama olsun canım batarken hiç olmazsa şık görünüyordu, ya da en azından biz öyle hatırladık.


Hmm bu arada, yeni yıla girerken ne denirdi? Bol şans?!
Ayrıca sana da bol şans Leyla! Gözyaşlarımı görüyor musun?



Notlar:
Fotoğraf: Canan O.
"Leyla, sakın kıpırdama sakın! Çok doğru duruyorsun. Ben yanlış yerdeyim ama!"

Chanel defile resimleri: Fashionologie

24 Aralık 2010 Cuma

Resmi Kıyafet Zorunludur.



Bu sene modacılar ve stil danışmanları kafa kafaya verip erkek egemen ofislerde çalışan kadınların, mesela mühendislerin, mühendislerin ve mühendislerin (başka öyle bir ofis var mıydı?), giyimsel açıdan nasıl hayatta kalabileceklerini etraflıca düşünmüşler. Hatta, sonuç odaklı ofislerinden çıkınca olanca tüm ciddiyetleriyle bir davete de katılsınlar ve yine de her şey yolundaymış gibi görünsünler istemişler. Yılbaşı da son derece resmi bir organizasyon tabii, o nedenle herkes tüm cool kadınların bu yıl sene sonu partilerine smokin ve pantolon-ceket takım elbiseleriyle katılacağını salık verdi. Klasikleri örnek alın, kravatları bağlayın ve lütfen ciddiyetinizi takının! Ofisçe yeni bir yıla girmeye çalışıyoruz burada.








Son derece basit bir mesele esasında, her zamanki siyah (bence tercihen skinny) pantolon ve beyaz gömleğe uygun bir kravat takılır, üzerine de tercihen maskülen kesim siyah bir ceket atılır, ama civardaki en yüksek topuklu ayakkabılar giyilmeden ev terk edilmez. Bu kadar erkek kılığına büründükten sonra tabiki onların giyemeceği bir şeyle son noktayı koymak gerekirdi, gerçi Marc Jacobs onu da giymişti ama olsun. "O kadar da erkek olamam" diyenler ama yine de kravattan aksesuar çıkarmak isteyenler için Chanel'in kravatla kombinlediği tüylü etekleri ve Yves Saint Laurent'in siyah şifon elbise üzerine taktığı beyaz yaka ve kravat yöntemi de dolaptaki diğer giysiler üzerinde uygulanabilir.

Kadınlara pantolon takımlarını ilk giydiren tasarımcı her ne kadar Yves Saint Laurent olsa da onun öncesinde Marlene Dietrich vardı, ki kendisi "görüntüsü için giyinen" bir kadındı, kendi sözleriyle, "diğer kadınlar, erkekler, toplum ya da moda için değil". Bir de bir erkeğin derli toplu bir yatak ve mutsuz bir kadındansa mutlu bir kadın ama dağınık bir yatağa dönmeyi tercih edeceğini söylemişti ki, ben kendi dağınıklığımı hep bu durum üzerinden açıklamaya çalışıyorum yıllardır. Nihayetinde neşeli bir insanım yani. Ama gidip de geri gelmeyenlerin ne gibi makul ve mantıklı sebepleri olduğunu maalesef hala anlayabilmiş değilim. Hmm... Sanırım bu maddeyi yeni yıl çözümlemeleri listemin ilk sıralarında bir yerlere koymamda fayda var. 


Ayrıca, karanlıkta da ayrı bir havası oluyor.

Notlar:
Fotoğraf: Canan O.
Fotoğraftakiler: Leyla ve erkek kardeşinin kravatı.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Birisi Parti mi Dedi?


Küpelerime her zaman ayrı bir özen göstermişimdir. Kendilerini kahveyle ayıltırım, eğlenmek için fazla mesai yaptıkları akşamların sabahında. Gerçi son zamanlarda daha zen bir hayat tarzı benimsemeye çalışıyorlar (o yılbaşı kokteyli senin bu davet benim her türlü dış faktöre rağmen), o nedenle de tazelenmek için şu anda yeşil çay içmekteler. Bilinen bir gerçektir ki bir kıyafeti gösteren şey üzerinde asılı duran takılardır. Durum böyle olunca da gerekiyorsa yorgun bir çift küpeyi çay, kahve, ayak masajıyla şımartmakta bir sakınca görmüyorum tabii. Küpe, yüzük ya da kolyelerin ayrı hizmetleri ve etkileri mevcut farklı karakterler için. Bu arada, bu sene yılbaşının rengi altın ve şarkıları rock'n roll çalıyor, kelebek gibi ama kuru kafa.

Zoe & Morgan


Rock'n Audrey

Gerçi, Madonna küçük bir siyah elbise giyip sarı saçlarını savurarak Audrey'i yansıtmak isteseydi, kendi karakteri icabı en fazla bunu yapabilirdi. Onlarca altın zincir üst üste hangi siyah elbisenin üzerine takılırsa takılırsın sonuç kesinlikle Audrey Hepburn ile Debbie Harry arasında bir yere çıkıyor. Ama biraz toprak tonları ve kahveler de ekleyince altınlar bence daha şık parlıyor. Ayrıca, yeni yüzyılın Audrey'i şıklığını her türlü planını önceden yapmasına borçlu. Mesela yılbaşı planlarını da kesin önceden yapmış, en popüler restaurant'ta yerini çoktan ayırtmıştır.


 Koş Joey Koş!

Bir gün öncesine kadar yılbaşına dair bir plan yapılma zahmetine girilmemişse, yine de mutlaka bir arkadaşın evinde iştirak edilecek bir parti keşfedilir ya da icat edilir. Gidilmesi gereken saatin üzerinden yarım saat geçmeden önce de hazırlanılmaya başlanmaz, o nedenle mutlaka sadece 10 dakika vardır, o jean'i giyip, "ama çok okul çocuğu gibi oldu.. o zaman küpe!" demek için. Devasa küpeler, hem yolda koşarken birkaç tel tokayla tutturulan saçları gösterişli yapar hem de çalakalem sürülen göz kalemini manalı kılar. Rock'n roll gösterişi böyle bir şey işte...


Bu Bir Erkek Dünyası mıdır?

Ama kılık kıyafet işlerine bir kadın karışmadan da bu dünya bir şeye benzemezdi değil mi?  Ne bulduysam dolapta, hatta erkek arkadaşımın dolabında üzerime geçirdim tarzının en önemli özelliği esasında ayrıntılara verilen önemdir. Gösterişli altın bir yüzükse Marlene Dietrich'le Brigitte Bardot'un doğru oranlarda karıştırılmasındaki mihenk taşıdır. Ayrıca, yüksek ökçelerin inceliğinin sizi kandırmasına izin vermeyin; esasında baya sert kızdır.

Not:
Küpelerin fotoğrafı: Canan O.
Diğer fotoğraflar People.

16 Aralık 2010 Perşembe

Kış Güneşi



Pek yaratıcı değil gerçi; sabah dolmuşta dinlemek zorunda kaldığım bir Tarkan şarkısı bu yazının başlığının esin kaynağı. Kış Güneşi'nin kendisi değildi maalesef, iPod'umdaki Nick Drake'in sakin sesinin arasından kulağıma izinsiz bir şekilde sızan şarkı. Herhangi bir futbol maçının tribün korosu kılıklı (ben de şaşırdım yani sabah sabah ne maçı acaba diye) "Öp" isimli şarkıda tezahürat yaparken Tarkan, aklıma geldi eskiden ne kadar güzel şarkılar yapardı. Aslında benim buradaki meselem "yanlış zaman yanlış insan" falan da değil, daha sıradan bir sorunun cevabını arıyorum: Kış gelince güneş nereye kayboldu? Bu arada, güneşi ararken fark ettik, parlayan bir ceket de fena aydınlatmıyor, ama gündüz giyildiğinde. Akşam giymek artık sıradan oldu; parıltının, gösterişin ruhuna aykırı. Eğer bu kışın stilleri için birkaç kural konduysa (nedense stil yaratmanın mutlaka sezonsal kuralları vardır) onlardan biri mutlaka parıltıyı gündüz kullanmak olmalı, üstelik ruh haline de iyi geliyor.




Bir süredir ünlülerin severek resim çektirdiği bir parçayı kullanmanın kendine göre sakıncaları da var. Birkaç yüz(bin) insan bir şeyi görmüşse, "aaa yeni bulduk bunu, böyle de bir şey varmış!" denmiyor. Ama fotoğrafa 1 dakikadan daha uzun süre bakınca insan, birkaç senedir var olan bir ceket tipi için şunu sormaya başlıyor: "Hmm böyle de giyilebilirmiş. Peki başka türlüsü olur muydu?" Mesela daha cesur bir atmosfer için şortla da giyilebilirmiş, ama o zaman mevsimlerden sonbaharmış, demek ki şimdi giyilecekse uzun opak bir çorap faydalı olurdu, kemer iyi bir opsiyon ve deri bu kışa uygun bir kombin. Ya da belki daha romantik bir yaklaşım için yazdan kalma çiçekli elbiseyle de denenmeli. Aslı daha alçakgönüllü tabii, patlayan flaşlar eşliğinde onlarca kameraya aynı anda göz kırpmadığından. Ama ceketin yakasına bakıldığında da anlaşılabilir bakış açısı: "I'm too cool for a cold day!"


En gösterişlisinden pul-payet hatta son dönemde yeri göğü kaplayan altın parıltıları (Mango'da indirimde mevcut) da mümkündü ama daha sakin, daha ağırbaşlı parlayan bir ceketten yana kullandık oyumuzu. İki Kate arası bir yerde duruyor şu anda, Middleton mütevaziliğinde Moss tarzı bir parti verecek az sonra.  Bir de minimalizmin toprak tonlarından birini eklemeyi istedik ki yeryüzüne daha yakın olsun, ya da biraz daha bu seneye ait gibi olsun. Pantolon siyahtı, boru paça, çünkü bu kış pantolon takımları seviyoruz ve ayakkabılar ince topuklu oxford, gri kahve arası bir renkte, çünkü biraz androjen yakıştı parıltılara, Soho gibi oldu. Ama kızsal silüetlerden şaşmayı istemeyenler için dar küçük siyah siyah elbise her zaman var tabii, biraz bilindik ama asla yanıltmaz insanı. Haftasonu versiyonu daha da basit, beyaz t-shirt, boyfriend jeans ve her tarafa yürüyebilen topuklu kısa botlar.



Ben Tarkan'la başlamıştım, eskiden güzel şarkıları vardı diyordum, konu buraya nasıl geldi peki? Neyse, bir sonraki yazıda da Dön Bebeğim'i yaparız artık, 2010'a ve bir de değişiklikten hoşlanmayanlara ithaf ederiz, ama onu nasıl resmedeceğimizi bilemedim.


Notlar:
Fotoğraf: Canan O. 
"Aslı sağa bak / biraz daha bana doğru dön / ya hani elimizi şöyle tutarız ya!"
Ceketin sahibi: Merih / Forever 21'den almış, Amerika yolcularına duyurulur.

12 Aralık 2010 Pazar

Neyse Ki Geçti!



Elbette ben de özleyeceğim 2010'u, muhteşem bir yıl oldu gerçekten de. Hayatımıza ilginç moda anlayışıyla (!) birlikte Anna Dello Russo gibi bir karakter girdi, ya da çoktan vardı Japon Vogue'unun moda editörü olarak ama ben fark edememiştim. Prens William sonunda Kate Middleton'la nişanlandı, yoksa Elizabeth'in ardından Kraliyet ailesine ne olacağı çok endişelendiriyordu beni. iPad diye bir şey çıktı neyse ki, artık toplantılarda ortalama bilgisayarlarda not alanlara bir kaşımızı kaldırarak bakabiliyoruz, kalem kağıt gibi basit kırtasiye malzemelerini kullananları gösterişli plazamızdan içeri hiç almamıştık zaten. O kadar hızlı oldu ki her şey, senenin sonunu nasıl bu kadar çabuk getirdiğimizi anlayamadım. Neyse ki takvimlerin kafası benimki kadar karışık değil, bir senenin sonu geldiğinde bunu hemen gösteriyorlar, keza alışveriş merkezleri de aynı keskin zekaya sahip olmalılar ki, her tarafı yılbaşı süsleriyle aydınlatmışlar. Şahsen ben yılın bu kokoş zamanını pek bir seviyorum; her taraftan kırmızı, yeşil, ışıklı süsler sallanıyor, masanın üzerine konulacak yeni bir takvim alınıyor. Ama yeni bir yıl başlarken bazı şeyler geride kalsın istiyorum, çünkü o yıla ait bir takım trend yanılgılarının mümkünse oraya gömülmesi gerekiyor. Sevmek, bayılmak ya da nefret etmek kişisel mevzular; o nedenle gittim arkadaşlarıma da danıştım ve sonunda şahsi fikirlerimin de katkılarıyla 2010 yılının derinliklerinde kalması ve mümkün mertebe sonraki yıllarda hatırlanmaması gereken 5 trendi çıkardım. 







1. Leopar desenli taytlar


Evli ve Çocuklu'daki Peggy Bundy olmayanlara seslenmek istiyorum, sokağa çıkmak için uygun değil o şey, ki Peggy de çıkmıyordu sokağa, hep evdeydi.


2. Şalvar pantolonlar


Yan yana yazınca bile çok mantıklı olmuyor, giyince nasıl mantıklı olabilir ki? Ah Gwen, bu sene kalbimi çok kırdın!


3. Çifte denim




Atalarımın haklı çıktığı durumlardan hiç haz etmesem de azı karar çoğu zarar denklemini kurarlarken bir bildikleri hep varmış meğerse.


4. Botumsu bilekli sandaletler


Peki; 1.70'ten uzun ve yeterince ince olanlarımızda, kısa etek ve şortlarla bir dereceye kadar ilginç (güzel demiyorum ama) durduğunu kabul edebilirim ama yaz sıcağında bileklere o kadar acı çektirmeye ne gerek var? Üstelik de İstanbul'un Ağustos'unda?


5. Tavşan kulakları


En çok bunları yolda görmediğim için mutlu oldum esasında, ilk defa 2009'un sonlarında manken değil de insanlarda görmeye başladığımda 2010'a dair kabuslar görmeme neden olmuştu. Ama eminim her cadılar bayramında özlemle hatırlanacak.


Bonus: Yanlış uygulamalara müsait olarak uyumsuz desen kombinleri




Bu bahsin henüz kapanmamış olması riskini göze alıyorum yine de söylemeden geçemeyeceğim uyumsuz desenlerin birbirine uymamasının çok bariz bir nedeni var: uyumsuz olmaları. Aynı renk skalasında abartıya mahal vermeden başarıyla gezinenleri ayakta alkışlıyorum ama. Misal:






Kabul edin bu sene siz de en azından bir iki tanesinini varlığından hiç hoşnut kalmadınız; en azından ilk görüşteki heyecandan, aynadaki görüntünün hezeyanına kadarki süreç haricinde. Önümüzdeki sene içinse en çok Kate Middleton modasının herkesi etkisi altına almasından korkuyorum. Çünkü, o muhteşem sıkıcılıktaki Issa elbiseyi maalesef geleneksel 5 çayı organizasyonu için giymedi, nişan töreninde giydi. Belki de "royal blue" kavramını bir tek ben anlayamıyorum, çünkü askıda bile daha güzel duran bu Issa (pardon Kate!) satışa çıktığı anda tükenmekte. Ama anneannem pek bir beğendi elbiseyi, önümüzdeki sene düğün sezonunun aktivitelerinden birinde giymeyi isteyebilirmiş, bilmem anlatabiliyor muyum?




Bir de; 2010 yılını keşke öğrencilerin dövüldüğü ve Alexander McQueen'in son selamını verdiği yıl olarak hatırlamak zorunda olmasaydık.



5 Aralık 2010 Pazar

Gerçekçi Bir Gündem Olarak Dantel


NASA'nın keşfettiği farklı cins yaşam formları, Wikileaks belgeleri gibi dünya gündemini meşgul eden konuların beni pek ilgilendirmediği, lodosun baş ağrısı yapmadığı, Haydarpaşa Garı'nın çatısının yanmadığı, işimin başımdan aşmadığı ve yetmezmiş gibi her gün bir yenisinin eklenmediği genellikle pembe renkli olduğu iddia edilen bir dünyada olmayı istemiştim bu hafta. Tamam, pembe olmasa da olur. Biraz romantik, biraz melankolik, biraz da gotik yani tersi yüzüymüş, dışı içiymiş gibi gösteren bir atmosfer de gayet işime yarayabilirdi. Ve de içimizde, giysilerin altında kalması gerekenleri dış dünyaya da gösterme trendine iş yerinde ve paparazzilerin önünde değil de yolda normal insanlarla yürürken uygulanamaması yani yeterince gerçekçi olmaması nedeniyle karşı olsam da, muhalefetimin sona erdiği yere böyle ironik bir şekilde ulaştım. Oranın bir adı var tabiki: dantel, ama illa ki siyah.

Valentino
 











Ofis ciddi bir mekan olduğundan siyah bir blazer dantelin abartısını gerçek hayata geri döndürüyor, ayrıca ceketin kollarını başarıyla kıvıranlara birkaç artı puan daha. Ya da opak çoraplar her şeyi olduğundan daha sakin göstermekte yeterli. Yok eğer ki doğrudan flaşların patladığı bir yere gidiliyorsa, ki mesela Blake Lively ve Kristen Stewart'ın taaa başından öyle planları varmış muhtemelen, o zaman tek bir elbiseyle çok çabalamadan da yüksek etkili sonuçlar almak da göründüğü üzere mümkün, makyaj için geçirilen saatlerse benim konum değil. Ama dantel dediğin mutlaka siyah olmalı, toz pembe, ten rengi ya da beyaz hiç değil, romantizmin fazlası şehrin karmaşasına pek yakışmıyor.




Ortalama bir günde dantel bir parça varsa elde, o zaman sahneyi ona bırakmak lazım, çünkü seni o günün sabahından akşamına, ofisten şık bir akşam yemeğine hatta oradan da nerede eğlence varsa oraya taşıyacak. Niyet eğlenceyse galalardakinden daha bir gerçekçi seçenek için gayet güzel bir elbise Asos'tan sipariş edilebilinir. Leyla'nın eteği (ilk resim) H&M, Aslı'nın elbisesi (ikinci resim) Vero Moda. Ben ayrıca dantel üstleri de seviyorum o nedenle bir Karen Miller'ın dantelli bir üstünü 70'ler tarzıyla, bol paçalarla, uzunca eteklerle birleştirmek istedim. Ayrıca aşağıdaki Karen Miller'in aynısı olmasa da Asos'taki gotik ve parti heveslisi bu üstü de kendimce beğendim.

Hem gerçekçi hem hayali, hem sade hem abartılı, hem güneş ışığı hem de gece karanlığı. Bu hafta fark ettim ki danteli çok seviyorum, özellikle de siyah olduğunda, çünkü, tamam kabul ediyorum, dramayı en yüksek perdeden seviyorum ve dantelin siyahı her şeyi daha dramatik ve esrarengiz gösteriyor.







Not 1: Yazı Wilma'ya ithaf edilmiştir, çünkü sonuçta her şey olması gerektiği gibi olur.
Not 2: Fotoğrafları Canan O. çekti, Aslı elbiselerini getirdi, Leyla'nın eteği ofisin demirbaşı oldu. Ama fotoğraflar o kadar güzel ki, emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler!
Not 3: Kristen ve Blake'in fotoğraflarını ben çekmedim ama ben buldum, People'dan.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...