28 Ekim 2010 Perşembe

Şapkadan Tavşan Çıkar mı?




Tabii neden olmasın! Biraz da sihirbazlık kabiliyetiniz varsa... Ben çok isterdim, çocukken izlediğim filmlere özenip bir elimde şapka diğer elimde değnek niyetine tuttuğum 30 cm'lik cetvelle boş bir çaba içinde çeşitli gösteriler yapmaya çalışırken. Ama yazık ki sihirbazlık, olmayan diğer pek çok yeteneğimden bir diğeri. O nedenle ben de her mantıklı yetişkinin yapacağı gibi şapkaları daha pratik neden ve amaçlarla kullanma yoluna gittim. Şapkaların, özellikle de fötr soyundan gelenlerin, siyah-beyaz filmlerden günümüzün fazla cafcaflı dünyasına karışmış bir karizma sağlamalarınınsa herhangi bir pratik nedenle hiçbir ilgisi yoktur; ancak yine de iyi bir argümandır. Bu sene aramıza geçmişten gelen yeni bir beyefendi katıldı. Daha önce tanışmış mıydınız, the Bowler Hat! Melon şapka adı verilmişse de öyle adlandırmayalım lütfen, alınıyor kavunumsu isimler duyunca. Bence kendisi nam-ı diğer Mr. Bojangles, çünkü Charlie Chaplin çok bilindik bir gönderme olurdu.


Austin Reed

Gerçekten pratik bir akseuar, tek sıkıntısı konacak yer bulunmasında yaşanan zorluk. Çünkü kendileri baş üstünde taşınmadığı zamanlarda hususi askılıklarında takılmaya alışık, sandalyenin arkası gibi alelade yerlerden sallandırılınca düşüveriyor. Ama zorluklarına rağmen bir şapkayı gerekli bir aksesuar yapan çok iyi nedenler var. Mesela kötü saç günlerinde tipp-ex etkisi yaratır, nemli günlerde fazla elektrikleri uzak tutar, yağmurdan korur hatta gerekirse dipten görünen orijinal saç rengini gözlerden uzak tutar (işlerin buraya varmaması hepimizin temennisi). Ayrıca saçlar topuz yapılıp şapkanın içine tıkılırsa açıldığında muhteşem dalgalar bırakır geriye. Ama dikkat edilesi bir meseledir şapka taşımak, bir süredir yaşanan fedora çılgınlığını düşünüyorum da, vezir de edebilir rezil de... Mr. Bojangles henüz o kadar da yaygın değil, en azından İstanbul semalarında. O nedenle de şu an yaşadığımız yer için hala bir adım önde.


Bu popülerlik meselesinin bir diğer yüzü de var ama, bir ada ülkesi olan İngiltere'de yaşanıyor. (The) Şapka şu sıralar kendilerine karşı nefret blogları açılmış Doğu Londra Hipster'ları arasında oldukça popüler. Ben şahsen karşı değilim renkli ray-ban gözlükleriyle takılan o gruba, zaman zaman sempatik bile olabilirler hatta. Çevreye nasıl bir zarar verdiklerini anlamlandıramadım, belki de şu anda Londra'da yaşamadığım ve her dönemin geriye dönüp bakınca "yaaa bunlar da vardı!" dedirten bir kültürü olması gerektiğine inandığım için, bir de İstanbul'da buna pek rastlayamadığım için. Ve, suçlamalara peşinen yanıt vermek istiyorum: halkın arasına karışıyorum ve işe toplu taşımayla gidip geliyorum, lütfen, eğer olsaydı görürdüm! Şimdi şapkamı alıyorum askılıktan ve en afilli selamımı veriyorum, adımlarımı duyuyor musunuz şu anda odadan çıkıyorum... İçeri girerken de bu kadar cool görünüyordum şapkamla...


Not: Canan Özbay eline kamerayı aldı bir kez daha tüm ustalığıyla ve Aslı Cora da neon parlaklığındaki ojeleriyle en karizmatik pozunu verdi. (Alkışlarrr ve ıslık sesleriii)
Not2: Austin Reed Bilstore'larda satılıyor. Resimdeki yarı bowler kılıklı şapka ise Topshop. Merak edenler içindi.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Sonbahar Kahvesi: Camel

Chloé 2010-11 Sonbahar / Kış



2010-11 Sonbahar/Kış'ı kısaca tanımlayınız: Kahvemsi renkler, düşen yapraklar ve kedigiller popülerliklerinin doruklarında ve de minimalizm adı verilen 90'lara ait akım (Calvin Klein'ı unutmayalım), moda dünyasının resesyondan ağzı yanmış olduğu için almış başını gitmekte. Benim naçizane gözlemlerime göre ve beklenmedik bir şekilde bir sonraki sene elimde kalan kıyafetleri düşününce şu sonuca varıyorum. Kahverengi ve hakilerin hüküm sürdüğü koleksiyonlar belirli aralıklarla ortaya çıkar ve özellikle de kesimler değişmeden önceki sezonlarda yaşanır, siyah yeni siyah olarak geri gelmeden hemen önce. Ama madem ki elimizdeki koleksiyonların renk yelpazesi belli o zaman elimizde olandan en verimli şekilde faydalanmak gerek. Bu sezonun taze kahvesinin tadını çıkarın! Sütlü ve yumuşak içimli: Camel.




Topshop Camel Military Cape




Minimallerde kullanılan kahve tonlarından bence esasen Chloé sorumlu, özellikle de camel üzeri camel kombinlerden, bundan 6-7 ay kadar önce sakinlik ve dinginliğin hakim olduğu bir defile izlettirmişti. Ancak pek çok modaevi bu sonbaharın rengi konusunda da zaten aynı hükmü vermişti. Dolayısıyla da camel rengi palto, "almazsanız valla bırakmayız yoksa soğukta ne giyeceksiniz" kıvamında bir gereklilik olarak lanse edildi. Esasında camel gerçekten yatırım yapılası bir renk, Chanel'in particuliére boyanmış tırnaklarını tamamlamaktan öte. Kahvenin her tonunu baygın bir hale getirmeden tamamlayabilir, siyahların üzerinde de aydınlık durabilir ve kırmızının yanında hoşgeldin yeniyıl'ı anımsatmadan muhteşem görünür. Ben o kadar da minimal olamadığımdan camel'in yan renkleri benim için her zaman siyahlar ve beyazlar. Sade kesimleri nedeniyle de ancak bir iki sene sonra can sıkıntısı yaratabilir yoksa sevgili anneciğime kalsa daha bir on sene giyilmesi gayet mümkün: "camel'in modası olmaz dolayısıyla asla geçmez". Chloé edinilemese bile Topshop'daki cape belki biraz daha bile makbul zira sezonun üç kuşunu birden vuruyor: hem camel, hem cape, hem de militer. Ama herhangi bir camel palto alacaklar için Chloé'den çıkarılması gereken ders paltonun kollarını kullanmadan külhanbeyi havasıyla paltoyu omuzlardan sallandırmak. Kesinlikle umarsız ve cool görünüyor.



Kesimlerin, modellerin değişimi konusunda haklı çıkıp çıkmayacağımı ancak ilkbaharda skinnyler yerine bol paça pantolonlar giymeye başladığımızda görebileceğiz. Bir sonraki kahve arasını ise sabırsızlıkla bekliyorum. Hemen arkasından başlayan seans nedense hep daha eğlenceli oluyor.




22 Ekim 2010 Cuma

Uygun Adım Marş!


 
 

Ve hiçbir yere gitmiyor. Bir süredir ortalıkta takılan, bir sezon görünüp sonra kaybolan ama illa ki aklımızın bir köşesinde kalan, düğmeli, bandocu, süslü püslü militer kıyafetler. Şahsen pek hoşlanmam askerlerden ama konu kıyafetler olunca benim de politik fikirlerimin pek baskın gelemediği noktalar oluyor tabii. Bando takımlarından da çok hoşlanmadım hiçbir zaman, fazla gürültücüler benim küçük kulaklarım için, ama düğmelerini ceketlere monte edince pek bir sempatik oluyormuş meğerse. 


Moschino Cheap & Chic


Sonbaharda çok lazım olacaktı bana, o kadar yağmur yağmayan birazcık serin havalarda, havanın kendisinden daha cool olacaktı, biraz daha soğuduğunda da cape (pelerin olarak çevirmemişizdir inşallah Türkçe'ye) atacaktım üzerime ve süper şık olacaktim. Arkadaşımla kahve içmeye giderken jean ya da şortun (ikisi bir arada da olur), işe giderken pileli eteklerimin, elbiselerimin üzerine giyecektim, eğer ciddiyet gerektiren bir günüme denk gelmişse toplantıya da girerdim yani aynı kılıkla. Bu arada söylemiş miydim bu sene "mad women" oluyoruz hepimiz; 60'lar New York'unun kaldırımlarında yürüyen hanımefendi eteklerimiz de olacak. Gerçi Paris Moda Haftası dedi ki smokin pantolonları da makbul. Pek tabii bando nameleri, eteğin hanımefendiliğini militer adımlarla sertleştirmek ya da pantolonun resmiyetini biraz eğlence tarafına çekmek için gerekli oluyor. Bandocu çocuk ceketleri, görmeyeli baya büyüdü, gelişti, artık çok güzel müzikler çıkartıyolar, büyümüş kızlar için bile, önemli olan duymayı istemek. Ben duyuyorum, hatta şu anda Beatles'in Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club'ından bir şeyler çalıyorlar, trompet seslerinden ziyade.


Eminim her dolaptan benzer sesler çıkacak. Yukarıdaki biraz bandocu biraz denizci (denizciler de askerdir) ceket Aslı Cora'nın dolabından bulundu. Olmadı, uygun bir hırkanın düğmeleri yeni asker düğmeleriyle değiştirilebilirdi. Ben geçen seneden kalma bir Topshop da buldum hatta, üstelik Olivia Palermo'nun daha önce giymiş olduğunu ve hala konuya uygun görüyorum kendisini. Hmm... Şu anda tek ihtiyacım hayalini kurmakta olduğum etek oldu. Dikkatim çabuk dağılıyor korkarım.




Not: En üstteki fotoğrafta Canan Özbay kamera yeteneklerini konuşturdu, hem de tamı tamına 3 dakika içinde.

19 Ekim 2010 Salı

Yakında: Cadılar Bayramı

Eddera Greek Leaf Headband

Hayır, bu yılki kutlamalara Gossip Girl'deki Blair Waldorf olarak katılmıyorum, her ne kadar kendisi bu şanı fazlasıyla hak ediyor olsa da. Ben biraz daha anadolu-yunan karışımı kökenlerime ineyim istemiştim. Truvalı Helen olmayı planlıyorum bu sene. Ayrıca birilerinin parti vermesi, vermemesi, beni çağırması ya da bu kutlamanın külliyen fazlasıyla Amerikanvari olması hiç umurumda değil. Uzun, bohem kılıklı elbisemi giyeceğim ve dalgalı saçlarımın arasına da tacımı takacağım. Ondan sonra oturup Paris'in gelmesini bekler miyim ya da truvavari bir çeşit savaşa neden olur muyum bilemiyorum ama kendi kendime bile baya eğlencelik çıkaracağım kesin.


Yani illa cadılar bayramı olmasına da gerek yok. Ortalama bir günde, yüzümün çevresinde bir şeyler parlasın ama küpeye de gerek olmasın istediğimde ya da saçlarımı biraz daha şekle şemale sokmam gerektiğinde herhangi bir kıyafete stilsel anlamda önemli artı puanlar ekleyecek. Bir jean - t-shirt kombinasyonunu doğumgünü partisi havasına, bir küçük siyah elbiseyi bohemia dünyasına sokabilir. Yalnız saç bantları biraz oyunbozandır, yanlarında başka aksesuar olduğunda pek iyi geçinemezler, belki ancak sahne çalmayacak bıdık küpeler olabilir. Mesela Victoria Beckham, ki kendisi bir futbolcu karısı olmaktan çok artık tasarımcı yetenekleriyle alkış topluyor, bu kombinasyondan başarıyla sıyrılmış. Ancak bu noktada saç kesimindeki sertliğin ve şekilde göremediğimiz ultra-modern kesimli elbisesinin (genel tarzından yola çıkarak varıyorum gerçi bu sonuca) rolü büyük. O nedenle arada mesafe bırakan bilezik ve yüzükler, başka bir şeyler daha eklenmek istendiğinde daha sağlıklı, aksi takdirde İstanbul sokaklarında yanlış bir dönemde gezinen Romalı olmak da çeşitli risklerden biri. Ardından Spartacus'e (hazır bir de bu kadar popülerken) referans veren espriler ortaya çıkabilir.






Yalnız bütün bu planlamalarımdaki en büyük sıkıntı şu ki, ortada şu an itibariyle bir cadılar bayramı partisi olmamasından öte, Eddera buralarda bulunmuyor, tıpkı Helen'in Paris'i gibi, özellikle de Orlando Bloom tarafından canlandırılmış olanı. Peki Paris'e (bu sefer şehir olanından bahsediyorum, bu nasıl bir rastlantıdır!) gidecek var mıydı? Bir de Pierre Hermé'den maccaron rica edecektim...










(Victoria Beckham Fotoğraf: the eddera blog)

17 Ekim 2010 Pazar

Uçuş Kodları

Kadın Hava Kuvvetleri zafer havası atarken...
ya da Sex and the Aircraft

 
Sonbaharın daha yaz kıvamında olduğu günlerden başlayarak bağıra çağıra deri ceketlerin yerini alması üzere lanse edildi. Bence havacı montu olarak adlandırılmalı, aviator jacket'i Türkçe'ye çevirince, ama sanıyorum koyun yünü, postu ya da kuzu derisi mont gibi bir yakıştırma da yapılmış olabilir, orasını takip edemedim. İlk bakışta üzerinde bir fazlalık varmış gibi görünüyor, tabii atmosferin daha yukarılardaki tabakalarında hava muhtemelen daha soğuktur. Ama hava yaşadığımız yeryüzünde de soğumaya başlayınca göze daha bi giyilesi görünmeye başlamadı değil. Benim merakım esasında bir yandan da şunu sorgulamaya yönelik: Belirli meslek grupları, bu durumda da pilotlar, neden moda dünyasına bu kadar çekici geliyor?


Burberry Prorsum



Acne


Pilotlara gösterilen ilginin sembolleri klasikçiler için Flying Tigers'taki John Wayne, "funky" 80ler insanları için Top Gun'daki Tom Cruise (tamam o film gerçekten kötüydü belki ama take my breath away?) ya da daha güncel cinsinden the Aviator'ın çapkın Howard Hughes'ü Leonardo di Caprio olabilir mi? Ya da bu insanların yanlarında takılan havalı kadınlar, Kelly McGillis'in Charlie'si ya da Kate Blanchett'in Katharine Hepburn'ü? Ama pilotların popülerliği hep bir şekilde kadınların daha kadınsı oldukları, daha şaşalı, kürklerin ve avize küpelerin hüküm sürdüğü ya da hiç olmazsa hacimli saçların ve yandan çarklı bakışların atıldığı bir dünyayı çağrıştırıyor. Acaba havalanınca daha bi cool mu görünüyor hayat yukarılardan? İşte bu nedenle havacı montlarını yere indirince kılığın geri kalanı ince ve sade hatlardan oluşmalı, skinny pantolonlar, kalem etekler, dar elbiseler gibi, ve de haddinden büyük takılar, çantalar eklenmemeli. Yoksa halihazırda kutu kalıplı olan bu dış giyimin ortaya çıkaracağı silüet pek de estetik olamayacak.


Topshop


Benim daha az trendy ve daha çok kokoş olan tarafım Burberry ya da Acne'nin süper popüler Rita'sı yerine bir başka Acne modeline yöneliyor. Daha küçük ve kırpılmış olduğundan içinde kaybolmam, dolayısıyla da yürüyen bir mont halini almam ve de kürklü yakası sayesinde de çok çabalamadım ama yine de cool'um etkisini yaratabilirim, üstelik hava soğuk olduğunda bile. Şimdi yeniden düşünüyorum da eğer bi aviator ceket uçuramıyorsa o zaman başka hangi kıyafet kanat takabilir ki?









15 Ekim 2010 Cuma

Küçük Hanımefendinin Dönüşü

Valentino

Ama bu sefer biraz daha asi, daha bi rocker oldu kendisi, değişen zamana ayak uydurup. Bileklerine zımbalar taktı, burnunu da sivriltti, biraz bilmişlik var huyları arasında. Ama topuk boyunu yürünebilir tuttu yine de, oradan oraya koşuşturmak zorunda artık, o kadar da hanım hanımcık olmanın zamanı geçti. 60'lardan bugüne, hepimiz çalışan insanlarız artık. Dolayısıyla daha pratik olmalı, babet yerine de iyi ve daha şık bir alternatif olmalı. Şıklık, topuk sesi gerektiren bir aktivitedir ve 3 cm bile 1.60'lık bir insan için önemlidir. Tüm bu nedenlerden ötürü gerçekten mükemmel bu Valentino'lar, hayalimdeki hanımefendinin adımlarını atıyorlar.

Paris Moda Haftası'ndan "sartorialist" bir bakış açısı
 
Paris'te moda haftasında herkesin, Alexa Chung'ın bile ayağındaydılar. Sanal olarak o kadar iyi bir takipçiydim ki milletin ayakkabısını bile fark ettim. İstanbul'un yamru yumru taşlı kaldırımları bu kadar narinlik için pek iyi bir platform değil ama olsun, ben de hanımefendi gibi sekmeyi öğreniveririm artık (buradan belediyeye seslenebiliyor muydum bir çift lafım var da!), o incecik topuklar kaldırım taşlarının aralarına sıkıştığında o kadar da şık görünemeyebilirim kurtulmak için çırpınırken. Boydan ve incelikten yana cesareti olanlar Alexa gibi düz bir versiyonunu denemekte serbest tabii, bu durumda şehir conceptli bir sek sek oyununa gerek kalmaz.


Alexa Chung, Paris'te defile öncesinde

Bence bu pabuçların en yakın arkadaşı siyah skinny pantalonlar olacak, bilekte bitmeli ki detaylar gözden kaçmasın. Kısa bir etekle giymeyi göze alamadım, ama yakışabilseydi benim kalıbıma pek güzel durabilirdi, hatta siyah bir çorapla da giyilebilirdi, zımbalar parlardı aralardan. Hmm... Belki o şekilde yine de giyebilirim bazen siyahların mucizevi sonuçları olabiliyor, asla asla deme, özellikle kıyafetleri üzerinde bir kere görmeden önce! Daha eklektik olan teyzemin dolabını karıştırdım ama tarihin testinden başarıyla geçmiş bir benzerine rastlayamadım. Annem için fazla alengirli zaten dolabın ücralarına dalmaya teşebbüs dahi etmedim.  O kadar parayı da (895 $ diyor net-a-porter!!) döküp saçamayacağım zira hayatta kalabilmek için ayın geri kalanında aç kalmamam lazım, (neyse ki artık böyle şeylerin ayrımındayım biraz olsun büyüyüp akıllandım mı acaba?) Ama bahar sezonunda Topshop'tan iyi bir örnekleme beklemiyor değilim, nasılsa kışın karda koşarken giymem imkansız, evet postmodern hanımefendiler çalıştıkları ve yoğun oldukları için koşuyor olabilirler ama kar yağınca yine de çizme giyiliyordur bu eylem esnasında. Birkaç ay daha bekleyip görebilirim yeni sezonun getireceklerini. Sivri burunların ucu göründüğüne göre yakında gerisi de gelir, biz fanilere göre olan fiyatlandırmalarıyla.

(Fotoğraflar: the Sartorialist, People)

10 Ekim 2010 Pazar

Moda Haftaları Öğretileri




Beth Ditto & Jean Paul Gaultier
  
Tam yeni sezonun renk skalasına alıştığınızı ve dolabınızı adapte ettiğinizi düşünürsünüz, işte o gün sokağa adımınızı attığınızda kendinizi bir önceki yıldan kalma gibi hissedersiniz. Bu sene ilkbahar modasını izlemeye New York, Londra, Milan ve Paris'e solgun kahve renklerini giyip gidenler rengarenk defileleri görünce muhtemelen aynı bu şekilde hissettiler.

İşte dördü de birbirinden tamamen farklı karaktere sahip moda haftalarından, havaların tekrar ısınacağı daha mutlu günlere dair 10 bakış açısı:

Jil Sander
   1. Marc Jacobs, New York'ta 70'leri ve renkleri geri getirdi. Jil Sander, Milan'da beyaz üzerine renk bloklarını kullandı. Dolce & Gabbana büyük çiçek desenleri çalıştı. Bu durumda da minimalizm ve toprak tonları aklımızda 2010 yılına ait hoş bir hatıra olarak kalacak yakında. Dolaptaki çiçeklileri atmamakta büyük fayda varmış.
   2. Pantalon paçaları genişledi, baya genişledi ve bol paça oldu, dolayısyla da uzadı, Jean'ler için de aynı durum söz konusu. Buna bağlı olarak yüksek platform pabuçlar ve de espadriller, küçük hanımefendi topuklarının geri dönüşüne rağmen hiçbir yere gitmiyor olsa gerek, zira bol paçaları boy avantajına sahip olmayan insanların giyebilmesinin başka bir yolu yok.
   3. Tropik etkiler: Prada'nın koleksiyonu tropik meyveler ve maymunlarla renklendirilmişti. Leopar desenlerinin yerini yazın Prada'nın muz desenli ceketleri, maymunlu bluzları alabilir mi?
   4. Cevap veriyorum: O kadar da değil. Leopar, zebra, panda ve zürafa desenleri (hatta zürafa topukları) görüldü. Hayvan postu desenleri uzunca bir süredir yalnızca kış koleksiyonlarına ait bir mevzu değil tabii.
   5. Yemek yemek de sonunda yeniden moda. Sıfır beden modeller yerlerini normal insanlara bıraktı. Balenciaga'nın podyumunu sokaktan bulunan insanlar yürüdü (dansçı ve oyuncuydular ama olsun). Bu senenin en yoğun mankeni ise geçtiğimiz Mayıs ayında Marie Claire'in meşhur ettiği "büyük beden" Crystal Renn oldu. New York'tan Paris'e uzun mesafeler kat etti. Jean Paul Gaultier, Beth Ditto'yu çıkardı sahneye. Ayrıca bu sene tasarımcıların beyanatları kıyafetlerini yuvarlak hatlara göre (moda dilinden Türkçe'ye çevrildiğinde normal insan demek oluyor) çizdikleri yönündeydi.
    6. Amerikalılar New York'ta 70'li yıllar Fransızlar'ını, Fransızlar ise Paris'te 70'ler sonu 80'ler başı hip hop Amerikalılar'ını yeniden yarattı.
    7. Daha görünür olmak isteyenler için Tom Ford yeni bir taktik kullandı ve New York'taki defilesine basının alınmasını yasakladı. Sonuç olarak da en çok o konuşuldu ve bir şekilde görsel medyada da yayınlandı.
    8. Birileri Çinliler'in alım gücünü fark etmiş olacak ki Louis Vuitton defilesinde özellikle konservatif yakalarında Mandarin etkilerini kullandı. Tüketiciyi memnun etmek lazım tabii, Louis Vuitton'un en çok satıldığı ülkelerden biri (komünist) Çin Halk Cumhuriyeti.
    9. Siyah, matem görüntüsüne neden olabilir ama en azından eski görünmez. Herkes renklerden konuşurken Fransız Vogue'unun Paris'teki 90. yaş maskeli balosuna (yaşı saklamanın ironisi mi acaba maske concepti?) tepeden tırnağa siyah katılan Kate Moss bu gerçeğin en iyi kanıtıydı.
    10. Peki önümüzdeki ödül törenlerinde kimin tasarımlarını görmeye başlayabiliriz: Prabal Gurung.

Önümüzdeki 6 ay camel paltoların, siyah dar pantolonların ve sadeliğin tadını çıkarın! Sonrasında elimizde kalan minimalist kıyafetleri yeni renklere göre güncellemeye çalışacağız.



Louis Vuitton

Louis Vuitton




Dolce & Gabbana

Prabal Gurung



(Fotoğraflar: Guardian)

    8 Ekim 2010 Cuma

    Doğumgünümde ne isterdim?

    
    Céline Classic Box Bag
     
    Kocaman çikolatalı bir pasta, Tiffany'den bir çift elmas küpe ve yeni bir erkek arkadaş dışında mı? Hmm.. O zaman Céline Classic Box Bag istesem olur mu? Evet bir kızın giyimsel ihtiyaçları neredeyse hiçbir zaman bitmez, ama bir tane daha çanta edindiğinde, özellikle de bu çanta Céline'in sezonun leopar trendini çok da abartmadan gösteren klasik şekilli bir modeli ise kendisini kesinlikle çok daha mutlu hisseder.


    4 Ekim 2010 Pazartesi

    Erkeklerden Çaldıklarımız





    Gömlekleri, jeanleri, ceketleri, hırkaları, kot şortları, yelekleri derken kol saatlerine de dolapta uygun bir yer açılabilir gibi görünüyor. Sonbaharda serinleyen havaya inat çiçekli elbiselere, fırfırlı bluzlara ve neşeli kıyafetlere devam etme eğiliminde olan herkes için bir nebze maskülenlik, bir tutam ciddiyet, sertleşen havaya biraz uyum bir kol saatinin, bileğin kendisinden daha büyük duracak olan kadranında bulunabilir. Hatta kışa gelindiğinde kaşmir kazakların ve ceketlerin altından da çok abartılı durmayan kaliteli bir takı olarak görünecek. Üstelik saati merak edince telefondan bakmaya çabalamak yerine eski zamanlardaki gibi kolun bükülmesi suretiyle bu merak giderilebilir (özellikle toplantının ortasında çok da çaktırmadan) yani fonksiyonel, ki modanın ender fonksiyonel anlarından birine şahit oluyoruz demektir bu noktada, dikkatle takip ediniz.




    2 Ekim 2010 Cumartesi

    Misal...

    
    Isabel Marant Poppy Suede Pumps
     Evet eksik... Şu kırmızı yüksek ökçeler. Maalesef ne kendi dolabımda ne annemin ne de teyzemin dolabında benzerine rastlanamadı. Tamamıyla Isabel Marant, tam anlamıyla Sonbahar 2010, ama isterseniz ilkbaharda yeniden kullanıma açabilirsiniz, hatta birkaç yıl üst üste. Modası geçmeyecek, bahse girerim.


    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...