12 Mayıs 2013 Pazar

Annesi ve Kızı

Seni senden daha fazla düşünen kişiye "anne" denir. Ondan önce düşünmüş olsaydın karşısında öylece kalakalmazdın zaten. Senden önce anlar bazı şeyleri, acımasızca da olsa: "Neden hep bol şeyler giydiğini anladım ben; ne kadar ufak olduğunu kapatmaya çalışıyorsun!" Ya da senin aklına henüz gelmemiş, cevabını bilmediğin onlarca soruyu 10 saniyede üretebilir. O nedenle de sen evden aceleyle çıkmaya çalışırken yarım saat kadar daha oyalamak zorunda kalır seni: "Nereye gidiyorsun?" "Kim kim gidiyorsunuz?" "Akşam yemeğe gelir misin?" "Geç mi gelirsin?" "Ne kadar geç gelirsin?" "Üşümezsin değil mi üstündekiyle?" "O ayakkabılar onun altına hiç olmadı, şöyle renkli bir şeyler giysen?" "Sen saçlarını kurutmadın mı?" 
Ben evden tek başıma çıktığımı zannederim ama aslında yanımda hep annemin cümleleri, ünlemleri ve pembe-mavi renkleri vardır. Her nedense çoğu zaman haklıdır; özellikle de rüzgar karayelden estiğinde.

Post Arkası:
Annem ve kendisinin nev-i şahsına münhasır espri anlayışı içindi...

Merak edenlere;
Ceket: Machka / Bluz: Red Valentino / Şort: Rebecca Taylor / Çanta: Vakko (Arkadaşlarımın hediyesi) / Ayakkabılar: Divarese / Takılar: Yargıcı Kolye (Arkdaşlarımdan bir başka hediye) & Longines Saat (Tevfik Aydın Saat) & Bileklikler Pilgrim ve Tiffany&Co

30 Nisan 2013 Salı

Tercih Meselesi

Hayat, sen bir şeylere karar vermeye çalışırken başından geçenlerin toplamıdır. Hayatını kendi kararsızlığından fırsat yaratmaya adamış biri olarak çok net söyleyebilirim bunu. Mesela, başka bir yere gitmen gerekirken kalmaya devam ettiğin her dakika daha da eğlencelidir aslında. Ya da bundan böyle ertesi gün ne giyeceğini bir önceki akşamdan hazırlamaya karar vermişken sabah ayna karşısında tamamen başka bir etek ve bluz kombinasyonunu zorluyorsan aslında keyfi bir şey yapıyorsundur; "Ben o günkü moduma göre giyinirim çünkü..." Hadi ordan! Bir de 60 dakikalık öğle yemeğinde menüden ne seçeceğini bilemezken yarım saat muhabbete dalıp siparişi geç veriyorsan bunun nedeni dedikodunun hazzının açlık hissini bastırmasıdır; ama bir süreliğine, çünkü kazınan bir midenin intikamı bilirsin ki her seferinde acı olur. O saatten sonra tek yapman gereken şikayet etmeyi bırakıp seçimini (ve zaman yönetimindeki beceriksizliğini) kabullenmektir. Kırmızı üzerine pembe giyerken bile bir tercih söz konusu, herkesin beğenisini beklememek gibi...



Post Arkası:
Her ne kadar kimileri tercihin varlığını küçümsese de...

Merak edenlere;
Bluz: Anneannemin / Etek: Vakkorama / Ceket: Beymen B-Club / Ayakkabılar: Giuseppe Zanotti / Çanta: Teyzemin /  Küpeler İtalya'dan / Bileklikler: Pilgrim ve Tiffany&Co  & Longines Saat (Tevfik Aydın Saat)

23 Nisan 2013 Salı

The Wallflower

Bütün bir ortaokul hayatımı fark edilmemek üzerine kurmuştum ben. Facebook falan da yok o zamanlar, gayet radar dışında bir hayat sürdürülebiliyordu. Gerçi, Erkek Lisesi'ndeki sınırlı sayıda kızdan biri olunca işler pek de öyle umulduğu gibi gitmeyebiliyor. Pembe, turuncu gibi sempatik renkler, fırfır ve çiçek gibi feminen detaylar mesela hemen ele veriyor insanı; dolayısıyla bir dönem doğrudan uzaklaştırma cezası almışlardı. Grinin ve siyahın elli küsür tonunu biliyordum ben, daha o kitap ve başka değişik çağrışımları ortalıkta yokken. Ama sonradan fark ettim ki illa bir "wallflower" olacaksam, hakkını vermem lazımdı; zaman zaman görülmeyi göze alarak da olsa. Çiçeklerin bile en azından renkleri falan oluyor canım! Ayrıca gri kombinasyonlarında bir yerden sonra tıkanıyor insan.

Post Arkası:

Merak edenlere;
Parka: See by Chloé / Kazak: Michael Kors / Etek: Beymen Club / Ayakkabılar: Topshop / Çanta: Dolce & Gabbana / Kolye: House of Harlow 1960

17 Nisan 2013 Çarşamba

Mercedes-Benz

Janis Joplin'e özenmiş her kızın kumaş boyama alanında çeşitli başarısız deneyimleri olmuştur; öyle olmalı, yani en azından benimkiler öyleydi. Endüstriyel standartların üzerinde koşullar dahilinde çalıştığım için sonuç hep hüsrandı ama ben hiç pes etmedim. Ve, hiç pes etmemek bazen çok da iyi bir şey değildir. Özellikle de eline geçenler turuncudan mora rengarenk bir banyo küveti, tekrar giyilmesi imkansız bir t-shirt ve annemin "eh bravo yani!" bakışlarıysa. Deterjanlara karşı hayalkırıklığım, Cif'e olan sadakatim (her şeyi temizliyor valla) ve Mercedes-Benz'e inancım (oh Lord bana da bir tane lütfen!) esasen o dönemden kalmadır.


Post Arkası:

Merak edenlere;
Hırka: Dsquared2 / Etek: Tara Jarmon / Çanta: Vakko (sevgili arkadaşlarımın doğumgünü hediyesiydi) / Ayakkabılar: Hotiç

8 Nisan 2013 Pazartesi

Güven Endeksi

Ayağımı yere sağlam basarım. Çapraz falan basarım; ama yine de sağlam basarım. Topuk boyu çok da önemli değil. Tekin görünmeyen yola girmem, tanımadık garaj kapısının önünde fotoğraf çektirmem, adını bilmediğim kozmetiği google'lamadan almam. Mühim bir konu varsa üç kişiye söylerim; hep birlikte dört kişi okey oynayabiliyoruz çünkü, yancıya gerek yok. Takip etmediğim taşı da atmam öyle kolay kolay. O tahta yaşsa, basmam valla. Yaş olan kaldırım taşının kenarından bile dikkatli geçiyorum ben, çok fena su sıçratıyor yoksa. Güvendiğimde güvenirim ama... O paltoyla o ayakkabıya güveniyorsam mesela, değil iki üç, onuncuya da giyebilirim.


Post Arkası:
Merak edenlere;
Palto: Dsquared2 / Etek: Urban Outfitters / Bluz: Zara / Ayakkabılar: Pedro Garcia / Kolye: Banana Republic / Çanta: Ebru Ablam'dan hediye

30 Mart 2013 Cumartesi

Kendimden Başkası


Büyümek zor iş; özellikle de bu yola küçük yaşta başkoyduysan. Ben mesela 4 yaşımdan beri bekliyorum büyüyeceğim diye, hala bir yere varamadım. Ne gerekirse de yaptım halbuki... Daha ciddi bir ifade takındım, topuklarımı yere tık tık bastım, prenses tacımı, pardon saç bandımı düzgünce yerleştirdim kafama, eteklerimi düzeltmeden, ustubuyla bacak bacak üzerine atmadan tahtıma, pardon sandalyeye, oturmadım. Fularları genellikle ait oldukları yere takmıyor oluşum da başka bir argüman tabii.
Ancak böyle tahtlı taçlı bir ailede büyümek de hepten zor şekerim. Bizim ailede çocuklar büyürken ebeveynini değil; bir boy büyük kuzenini kendisine model olarak alır. O büyür, sen kendini büyütmeye çalışırsın, o biraz daha büyür sen yetişeceğim diye koşturursun. El hareketlerini taklit edersin, aynı ifadeyle gülümsemeyi denersin, cümlelerini aynı düzende sıralarsın; tam oldu şimdi dediğin anda fark edersin ki kendinden başkası olamıyorsun. Mesela son 15 senedir kuzenimin kameraya profilden verdiği o romantik/entel (o kombinasyonu da nasıl tutturduysa artık) gülümsemeyi deniyorum, hala o havayı yakalayamadım.
Post Arkası:
Sezen Ablam, senden bahsediyorum.

Merak edenlere;
Kazak & Etek: Machka / Trench: Vakkorama / Çanta: Mulberry / Ayakkabılar: Pedro Garcia / Little Soho Küpeler & Accessorize Saç Bandı & Beymen fular (kemer olarak)

25 Mart 2013 Pazartesi

Ektekiler

Hepimizin ekleri, eklentileri var; yapacak bir şey yok, yüklü bir paket oluşturuyoruz kendi çapımızda. Benim ekimde telefon var mesela; telefonum, telefon defterim, mail kutularım, mesaj application'larım, bitmeyen müzik listem vs vs... İlk bakışta küçük ama MB bazında oldukça ağır. Defter, defter olsa taşınmaz zaten. Liste dediğin CD'lerden olsa çevreye zarar. Mesajlar, mailler hakiki mektup olsaydı "Tehlikeli İlişkiler" tadında birkaç roman çıkarır, dizi yapardık; aman yok canım hayatlarımızın binbir renginden dolayı değil, maksat yazılanlar boşa gitmesin. O kadar ek biriktiriyoruz hayatımız boyunca, sonra bavul gibi taşıyoruz her yere yanımızda, bari toplamında bir şey çıkarsaydık...


Post Arkası:
Bazı ekler açılmayabiliyor, o ayrı konu...

Merak edenlere;
Ceket: Karl Lagerfeld (o kadar eski yani) / Şort: Zara / Ayakkabı: Giuseppe Zanotti / Takılar: Agatha Küpeler & Longines Saat (Tevfik Aydın Saat) & Chanel Gözlük

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...